<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rdf:RDF xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel rdf:about="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/23096">
<title>Tıp Fakültesi</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/23096</link>
<description>Tıp Fakültesi koleksiyonlarını içerir.</description>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103111"/>
<rdf:li rdf:resource="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103110"/>
<rdf:li rdf:resource="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103103"/>
<rdf:li rdf:resource="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103105"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-04-21T22:39:41Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103111">
<title>New delhi metallo-beta-laktamaz pozitif klebsiella pneumoniae suşlarında seftazidim-avibaktam ile aztreonam, meropenem ile kolistin kombinasyonlarının ve tek başına sefiderokolün in vitro etkinliğinin araştırılması = Investigation of in vitro activity of the ceftazidime-avibactam-aztreonam, meropenem-colistin combinations and cefiderocol monotherapy against new delhi metallo-beta-lactamase (NDM) positive klebsiella pneumoniae strains /</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103111</link>
<description>New delhi metallo-beta-laktamaz pozitif klebsiella pneumoniae suşlarında seftazidim-avibaktam ile aztreonam, meropenem ile kolistin kombinasyonlarının ve tek başına sefiderokolün in vitro etkinliğinin araştırılması = Investigation of in vitro activity of the ceftazidime-avibactam-aztreonam, meropenem-colistin combinations and cefiderocol monotherapy against new delhi metallo-beta-lactamase (NDM) positive klebsiella pneumoniae strains /
Günümüzde New Delhi Metallo-beta-laktamaz (NDM) pozitif Klebsiella pneumoniae'nın giderek artan oranlarda izole edilmesi ve bu izolatlarla oluşan enfeksiyonların tedavisinde standart bir algoritma bulunmaması, etkili terapötik seçeneklerin araştırılması için ihtiyaç yaratmıştır. Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı, Bakteriyoloji Laboratuvarında çeşitli klinik örneklerden enfeksiyon etkeni olarak izole edilerek gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile NDM pozitif olduğu tespit edilen 63 K. pneumoniae izolatı çalışmaya dahil edilmiştir. İzolatların seftazidim-avibaktam, aztreonam, meropenem ve kolistin duyarlılığı sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile; sefiderokol duyarlılığı Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi ile test edilmiş ve duyarlılık durumları European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing (EUCAST)'ın belirlediği güncel sınır değerlere göre değerlendirilmiştir. Seftazidim-avibaktam-aztreonam ve meropenem-kolistin kombinasyonlarının NDM pozitif K. pneumoniae izolatlarına etkinliği dama tahtası yöntemi ile test edilmiştir. Farklı karbapenemaz genlerini içeren 5 izolatta seftazidim-avibaktam-aztreonam ve meropenem-kolistin kombinasyonlarının konsantrasyon ve zaman ile ilişkili olarak sağladıkları bakterisidal aktivite zamana bağlı öldürme testi ile incelenmiştir. Çalışmamızdaki NDM pozitif K. pneumoniae izolatlarının tamamı (%100) seftazidim-avibaktam, aztreonam ve meropeneme, %77,8'i sefiderokole, %54'ü ise kolistine dirençli bulunmuştur. Dama tahtası testi sonuçlarına göre seftazidim-avibaktam-aztreonam kombinasyonu izolatların tamamına (%100) sinerjistik etkileşim gösterirken; meropenem-kolistin kombinasyonu izolatların %57,1'ine sinerjistik etkileşim, %25,4'üne aditif etkileşim, %17,5'ine tanımlanamayan etkileşim göstermiştir. Zamana bağlı öldürme testinde seftazidim-avibaktam-aztreonam kombinasyonu ile izolatların tamamında sinerjistik aktivite izlenmiş ve bazı saatlerde bakterisidal etkinlik gözlenmiştir. Meropenem-kolistin kombinasyonu ile yapılan zamana bağlı öldürme testinde izolatların 4'ünde sinerjistik aktivite izlenmiş ve bazı saatlerde bakterisidal etkinlik gözlenmiştir. Değerlendirilen 1 izolatta (NDM+OXA-48 pozitif) dama tahtası testinde tanımlanamayan etkileşim saptanmasına rağmen aynı izolata karşı zamana bağlı öldürme testinde 1xMİK MEM+1xMİK COL kombinasyonu ile 12. ve 24. saatlerde sinerjistik aktivite izlenmiş ve bakterisidal etkinlik görülmüştür. Sonuç olarak, NDM pozitif K. pneumoniae izolatlarının etken olduğu enfeksiyonlarda seftazidim-avibaktam-aztreonam kombinasyonunun iyi bir tedavi seçeneği olduğu görülmektedir. Seftazidim-avibaktam-aztreonam kombinasyon tedavisinin uygulanamadığı durumlarda meropenem-kolistin kombinasyon tedavisi veya sefiderokol monoterapisi alternatif tedavi seçeneği olarak tercih edilebilir.; The increasing isolation rates of New Delhi Metallo-beta-lactamase (NDM) positive Klebsiella pneumoniae and the lack of a standardized algorithm for treating infections caused by these isolates have created a need to investigate effective therapeutic options. A total of 63 K. pneumoniae isolates, identified as NDM positive by real-time polymerase chain reaction (PCR), isolated from various clinical samples in the Bacteriology Laboratory of the Department of Medical Microbiology at Süleyman Demirel University Faculty of Medicine, were included in the study. The susceptibilities of isolates to ceftazidime-avibactam, aztreonam, meropenem, and colistin were tested by the broth microdilution method, and evaluated according to the current breakpoints defined by the European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing (EUCAST). The efficacy of ceftazidime-avibactam-aztreonam and meropenem-colistin combinations against NDM positive K. pneumoniae isolates was tested using the checkerboard method. Time-kill assays were conducted to investigate the bactericidal activity of ceftazidime-avibactam-aztreonam and meropenem-colistin combinations against 5 isolates harboring different carbapenemase genes, evaluated in concentration-and time-dependent manners. All NDM positive K. pneumoniae isolates in our study (100%) were resistant to ceftazidime-avibactam, aztreonam, and meropenem, while 77.8% were resistant to ceftiderocol and 54% were resistant to colistin. According to the checkerboard test results, the ceftazidime-avibactam-aztreonam combination showed synergistic interaction against all isolates (100%), whereas the meropenem-colistin combination exhibited synergistic interaction against 57.1% of isolates, additive interaction against 25.4%, and undefined interaction against 17.5%. Time-kill assays demonstrated synergistic activity with the ceftazidime-avibactam-aztreonam combination against all isolates and bactericidal effects were observed at certain time points. With the meropenem-colistin combination, synergistic activity was observed against 4 isolates and bactericidal effects were determined at certain time points. Although an undefined interaction was determined in the checkerboard test against 1 isolate (NDM+OXA-48 positive) with the MEM-COL combination; synergistic activity and bactericidal effects were observed at the 12th and 24th hours with the 1xMIC MEM + 1xMIC COL combination in the time-kill assay against the same isolate. In conclusion, the combination of ceftazidime-avibactam-aztreonam seems to be a promising treatment option in infections caused by NDM positive K. pneumoniae isolates. In cases where ceftazidime-avibactam-aztreonam combination therapy cannot be applied, meropenem-colistin combination therapy or cefiderocol monotherapy may be considered as alternative treatment options.; Tez (Tıpta Uzmanlık -PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, 2024.; Kaynakça var.; Günümüzde New Delhi Metallo-beta-laktamaz (NDM) pozitif Klebsiella pneumoniae'nın giderek artan oranlarda izole edilmesi ve bu izolatlarla oluşan enfeksiyonların tedavisinde standart bir algoritma bulunmaması, etkili terapötik seçeneklerin araştırılması için ihtiyaç yaratmıştır. Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı, Bakteriyoloji Laboratuvarında çeşitli klinik örneklerden enfeksiyon etkeni olarak izole edilerek gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile NDM pozitif olduğu tespit edilen 63 K. pneumoniae izolatı çalışmaya dahil edilmiştir. İzolatların seftazidim-avibaktam, aztreonam, meropenem ve kolistin duyarlılığı sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile; sefiderokol duyarlılığı Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi ile test edilmiş ve duyarlılık durumları European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing (EUCAST)'ın belirlediği güncel sınır değerlere göre değerlendirilmiştir. Seftazidim-avibaktam-aztreonam ve meropenem-kolistin kombinasyonlarının NDM pozitif K. pneumoniae izolatlarına etkinliği dama tahtası yöntemi ile test edilmiştir. Farklı karbapenemaz genlerini içeren 5 izolatta seftazidim-avibaktam-aztreonam ve meropenem-kolistin kombinasyonlarının konsantrasyon ve zaman ile ilişkili olarak sağladıkları bakterisidal aktivite zamana bağlı öldürme testi ile incelenmiştir. Çalışmamızdaki NDM pozitif K. pneumoniae izolatlarının tamamı (%100) seftazidim-avibaktam, aztreonam ve meropeneme, %77,8'i sefiderokole, %54'ü ise kolistine dirençli bulunmuştur. Dama tahtası testi sonuçlarına göre seftazidim-avibaktam-aztreonam kombinasyonu izolatların tamamına (%100) sinerjistik etkileşim gösterirken; meropenem-kolistin kombinasyonu izolatların %57,1'ine sinerjistik etkileşim, %25,4'üne aditif etkileşim, %17,5'ine tanımlanamayan etkileşim göstermiştir. Zamana bağlı öldürme testinde seftazidim-avibaktam-aztreonam kombinasyonu ile izolatların tamamında sinerjistik aktivite izlenmiş ve bazı saatlerde bakterisidal etkinlik gözlenmiştir. Meropenem-kolistin kombinasyonu ile yapılan zamana bağlı öldürme testinde izolatların 4'ünde sinerjistik aktivite izlenmiş ve bazı saatlerde bakterisidal etkinlik gözlenmiştir. Değerlendirilen 1 izolatta (NDM+OXA-48 pozitif) dama tahtası testinde tanımlanamayan etkileşim saptanmasına rağmen aynı izolata karşı zamana bağlı öldürme testinde 1xMİK MEM+1xMİK COL kombinasyonu ile 12. ve 24. saatlerde sinerjistik aktivite izlenmiş ve bakterisidal etkinlik görülmüştür. Sonuç olarak, NDM pozitif K. pneumoniae izolatlarının etken olduğu enfeksiyonlarda seftazidim-avibaktam-aztreonam kombinasyonunun iyi bir tedavi seçeneği olduğu görülmektedir. Seftazidim-avibaktam-aztreonam kombinasyon tedavisinin uygulanamadığı durumlarda meropenem-kolistin kombinasyon tedavisi veya sefiderokol monoterapisi alternatif tedavi seçeneği olarak tercih edilebilir.; The increasing isolation rates of New Delhi Metallo-beta-lactamase (NDM) positive Klebsiella pneumoniae and the lack of a standardized algorithm for treating infections caused by these isolates have created a need to investigate effective therapeutic options. A total of 63 K. pneumoniae isolates, identified as NDM positive by real-time polymerase chain reaction (PCR), isolated from various clinical samples in the Bacteriology Laboratory of the Department of Medical Microbiology at Süleyman Demirel University Faculty of Medicine, were included in the study. The susceptibilities of isolates to ceftazidime-avibactam, aztreonam, meropenem, and colistin were tested by the broth microdilution method, and evaluated according to the current breakpoints defined by the European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing (EUCAST). The efficacy of ceftazidime-avibactam-aztreonam and meropenem-colistin combinations against NDM positive K. pneumoniae isolates was tested using the checkerboard method. Time-kill assays were conducted to investigate the bactericidal activity of ceftazidime-avibactam-aztreonam and meropenem-colistin combinations against 5 isolates harboring different carbapenemase genes, evaluated in concentration-and time-dependent manners. All NDM positive K. pneumoniae isolates in our study (100%) were resistant to ceftazidime-avibactam, aztreonam, and meropenem, while 77.8% were resistant to ceftiderocol and 54% were resistant to colistin. According to the checkerboard test results, the ceftazidime-avibactam-aztreonam combination showed synergistic interaction against all isolates (100%), whereas the meropenem-colistin combination exhibited synergistic interaction against 57.1% of isolates, additive interaction against 25.4%, and undefined interaction against 17.5%. Time-kill assays demonstrated synergistic activity with the ceftazidime-avibactam-aztreonam combination against all isolates and bactericidal effects were observed at certain time points. With the meropenem-colistin combination, synergistic activity was observed against 4 isolates and bactericidal effects were determined at certain time points. Although an undefined interaction was determined in the checkerboard test against 1 isolate (NDM+OXA-48 positive) with the MEM-COL combination; synergistic activity and bactericidal effects were observed at the 12th and 24th hours with the 1xMIC MEM + 1xMIC COL combination in the time-kill assay against the same isolate. In conclusion, the combination of ceftazidime-avibactam-aztreonam seems to be a promising treatment option in infections caused by NDM positive K. pneumoniae isolates. In cases where ceftazidime-avibactam-aztreonam combination therapy cannot be applied, meropenem-colistin combination therapy or cefiderocol monotherapy may be considered as alternative treatment options.
</description>
</item>
<item rdf:about="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103110">
<title>2022 ve 2023 yıllarında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca hukuki ehliyet konusunda vesayet raporu düzenlenen olguların değerlendirilmesi = Evaluation of Cases for which guardianship reports were prepared on legal capacity by Süleyman Demirel University, Faculty of Medicine, Department of Forensic Medicine in 2022 and 2023 /</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103110</link>
<description>2022 ve 2023 yıllarında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca hukuki ehliyet konusunda vesayet raporu düzenlenen olguların değerlendirilmesi = Evaluation of Cases for which guardianship reports were prepared on legal capacity by Süleyman Demirel University, Faculty of Medicine, Department of Forensic Medicine in 2022 and 2023 /
Adli Tıp Ana Bilim Dalımızca 2022 ve 2023 yıllarında hukuki ehliyet konusunda değerlendirilip vesayet raporu düzenlenen olguların; sosyodemografik ve klinik özellikleriyle birlikte, kısıtlı adaylarına ait vesayet raporu sonuçlarının TMK kapsamında vesayeti gerektirir kısıtlama nedenlerine, vesayet ya da yasal danışmanlık uygunluk durumlarına göre incelemesi ile adli tıbbi açıdan kişilerin hak ve menfaatlerinin gözetilerek objektif kısıtlama kararları verilmesine katkı sağlamak ve literatüre veri sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmamızda 01 Ocak 2022 - 31 Aralık 2023 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına "Hukuki Ehliyet Konusunda değerlendirilmesi istemiyle başvuran ve vesayet raporu düzenlenen" 352 olguya ait veriler retrospektif olarak incelenip istatistiksel karşılaştırmalarda Pearson Ki-kare Testi kullanılmıştır. Çalışmamızdaki olguların çoğunluğunun 18-14 yaş grubu arasında, okuma yazma bilen, çalışmayan bireylerden oluştuğu, olguların %55,6'sına vasi, %2,3'üne yasal danışman gerektiği, %40,7'sine kısıtlama gerekmediği ve %1,7'sinin kontrol sonrası değerlendirmesi gerektiği görüşü belirlenmiştir. Olgulardan aktif çalışan, okuma yazma bilen ve eğitim seviyesi yüksek olan kişilerde hukuki ehliyetin daha çok bulunduğu, Olgulardan medeni hallere göre; daha önce evlenmemiş ve eşi ölmüş olanların daha fazla, boşanma aşamasındaki olanların daha az kısıtlanmasının istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu, 65 yaş ve üzeri olguların %81,6'sının herhangi bir yasal temsilciyle kısıtlanmasının uygun olduğu ve diğer yaş gruplarına göre kısıtlanma oranının istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, MMT sonucu olan olgulardan, 24 ve altı paun alan bilişsel bozukluk grubunda değerlendirilen olguların tamamının kısıtlanmış olduğu saptanmıştır. Hekimler hukuki ehliyet değerlendirilmesinde adli psikiyatrik muayene kapsamında ortak bir yol izlemeli, varsa adli dosyalar, tıbbi özgeçmişler incelemeli, gerekli görüldüğünde kişi kurumlarda yatarak tedavi için yönlendirmelidir. MMT ve HEDEF gibi geçerliliği ve güvenirliliği olan parametrelerin geliştirilip standartlaşmasının hukuki ehliyet değerlendirmelerinde oldukça önemli olduğu görülmekte ve kullanımlarının artması durumunda farklı görüşler verilmesi olasılığının düşmesi beklenmektedir. Kısıtlanması uygun görülüp kliniği ve sosyal yeterliliği açısından vasiyle arada kalınan bireylerde şartların uygunluğu durumunda yasal danışman önerilerinin arttırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler : Hukuki ehliyet, Kısıtlama, Vasi, Vesayet, Yasal Danışman.; The aim of our Department of Forensic Medicine is to examine the sociodemographic and clinical characteristics of the cases evaluated and guardianship reports prepared by our Department of Forensic Medicine in 2022 and 2023 regarding legal capacity, as well as the guardianship report results of the restricted candidates, according to the reasons for restriction requiring guardianship within the scope of the Turkish Civil Code, guardianship or legal consultancy eligibility status, and to contribute to the making of objective restriction decisions by considering the rights and interests of individuals from a forensic medical perspective, and to provide data to the literature. In our study, the data of 352 cases who applied to the Department of Forensic Medicine of Süleyman Demirel University between January 01, 2022 and December 31, 2023 "for evaluation regarding legal capacity and for whom guardianship reports were prepared" were retrospectively examined and the Pearson Chi-square Test was used in statistical comparisons. The majority of the cases in our study were between the ages of 18-14, literate, unemployed individuals, 55.6% of the cases required a guardian, 2.3% required a legal consultant, 40.7% did not require restrictions, and 1.7% required post-control evaluation. It was determined that legal capacity was higher in actively working, literate, and highly educated individuals, According to marital status, it was found that those who had never been married before and whose spouses had died were restricted more, and those who were in the process of divorce were restricted less, It was found that 81.6% of the cases aged 65 and over were appropriate to be restricted with any legal representative, and the restriction rate was statistically significantly higher compared to other age groups, It was determined that all of the cases evaluated in the cognitive disorder group with a score of 24 and below were restricted from the MMT result. Physicians should follow a common path within the scope of forensic psychiatric examination in the assessment of legal capacity, examine legal files and medical histories if any, and direct the person for inpatient treatment in institutions when deemed necessary. It is thought that the development and standardization of parameters with validity and reliability such as MMT and HEDEF are very important in legal capacity assessments, and it is expected that the possibility of giving different opinions will decrease if their use increases. It is thought that legal counsel recommendations should be increased in individuals who are considered appropriate to be restricted and who are in a difficult situation with their guardian in terms of their clinical and social competence, if the conditions are suitable.  Keywords : Legal capacity, Guardianship, Restriction, Guardian, Legal Advisor.; Tez (Tıpta Uzmanlık -PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı, 2024.; Kaynakça var.; Adli Tıp Ana Bilim Dalımızca 2022 ve 2023 yıllarında hukuki ehliyet konusunda değerlendirilip vesayet raporu düzenlenen olguların; sosyodemografik ve klinik özellikleriyle birlikte, kısıtlı adaylarına ait vesayet raporu sonuçlarının TMK kapsamında vesayeti gerektirir kısıtlama nedenlerine, vesayet ya da yasal danışmanlık uygunluk durumlarına göre incelemesi ile adli tıbbi açıdan kişilerin hak ve menfaatlerinin gözetilerek objektif kısıtlama kararları verilmesine katkı sağlamak ve literatüre veri sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmamızda 01 Ocak 2022 - 31 Aralık 2023 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına "Hukuki Ehliyet Konusunda değerlendirilmesi istemiyle başvuran ve vesayet raporu düzenlenen" 352 olguya ait veriler retrospektif olarak incelenip istatistiksel karşılaştırmalarda Pearson Ki-kare Testi kullanılmıştır. Çalışmamızdaki olguların çoğunluğunun 18-14 yaş grubu arasında, okuma yazma bilen, çalışmayan bireylerden oluştuğu, olguların %55,6'sına vasi, %2,3'üne yasal danışman gerektiği, %40,7'sine kısıtlama gerekmediği ve %1,7'sinin kontrol sonrası değerlendirmesi gerektiği görüşü belirlenmiştir. Olgulardan aktif çalışan, okuma yazma bilen ve eğitim seviyesi yüksek olan kişilerde hukuki ehliyetin daha çok bulunduğu, Olgulardan medeni hallere göre; daha önce evlenmemiş ve eşi ölmüş olanların daha fazla, boşanma aşamasındaki olanların daha az kısıtlanmasının istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu, 65 yaş ve üzeri olguların %81,6'sının herhangi bir yasal temsilciyle kısıtlanmasının uygun olduğu ve diğer yaş gruplarına göre kısıtlanma oranının istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, MMT sonucu olan olgulardan, 24 ve altı paun alan bilişsel bozukluk grubunda değerlendirilen olguların tamamının kısıtlanmış olduğu saptanmıştır. Hekimler hukuki ehliyet değerlendirilmesinde adli psikiyatrik muayene kapsamında ortak bir yol izlemeli, varsa adli dosyalar, tıbbi özgeçmişler incelemeli, gerekli görüldüğünde kişi kurumlarda yatarak tedavi için yönlendirmelidir. MMT ve HEDEF gibi geçerliliği ve güvenirliliği olan parametrelerin geliştirilip standartlaşmasının hukuki ehliyet değerlendirmelerinde oldukça önemli olduğu görülmekte ve kullanımlarının artması durumunda farklı görüşler verilmesi olasılığının düşmesi beklenmektedir. Kısıtlanması uygun görülüp kliniği ve sosyal yeterliliği açısından vasiyle arada kalınan bireylerde şartların uygunluğu durumunda yasal danışman önerilerinin arttırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler : Hukuki ehliyet, Kısıtlama, Vasi, Vesayet, Yasal Danışman.; The aim of our Department of Forensic Medicine is to examine the sociodemographic and clinical characteristics of the cases evaluated and guardianship reports prepared by our Department of Forensic Medicine in 2022 and 2023 regarding legal capacity, as well as the guardianship report results of the restricted candidates, according to the reasons for restriction requiring guardianship within the scope of the Turkish Civil Code, guardianship or legal consultancy eligibility status, and to contribute to the making of objective restriction decisions by considering the rights and interests of individuals from a forensic medical perspective, and to provide data to the literature. In our study, the data of 352 cases who applied to the Department of Forensic Medicine of Süleyman Demirel University between January 01, 2022 and December 31, 2023 "for evaluation regarding legal capacity and for whom guardianship reports were prepared" were retrospectively examined and the Pearson Chi-square Test was used in statistical comparisons. The majority of the cases in our study were between the ages of 18-14, literate, unemployed individuals, 55.6% of the cases required a guardian, 2.3% required a legal consultant, 40.7% did not require restrictions, and 1.7% required post-control evaluation. It was determined that legal capacity was higher in actively working, literate, and highly educated individuals, According to marital status, it was found that those who had never been married before and whose spouses had died were restricted more, and those who were in the process of divorce were restricted less, It was found that 81.6% of the cases aged 65 and over were appropriate to be restricted with any legal representative, and the restriction rate was statistically significantly higher compared to other age groups, It was determined that all of the cases evaluated in the cognitive disorder group with a score of 24 and below were restricted from the MMT result. Physicians should follow a common path within the scope of forensic psychiatric examination in the assessment of legal capacity, examine legal files and medical histories if any, and direct the person for inpatient treatment in institutions when deemed necessary. It is thought that the development and standardization of parameters with validity and reliability such as MMT and HEDEF are very important in legal capacity assessments, and it is expected that the possibility of giving different opinions will decrease if their use increases. It is thought that legal counsel recommendations should be increased in individuals who are considered appropriate to be restricted and who are in a difficult situation with their guardian in terms of their clinical and social competence, if the conditions are suitable.  Keywords : Legal capacity, Guardianship, Restriction, Guardian, Legal Advisor.
</description>
</item>
<item rdf:about="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103103">
<title>Spinal anestezi uygulanan hastalarda gelişen postdural ponksiyon baş ağrısı insidansı, predispozan etkenlerin incelenmesi ve uygulanan tedavinin değerlendirilmesi = Evaluation of postdural puncture headache, predisposing factors and management in patients undergoing spinal anaesthesia /</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103103</link>
<description>Spinal anestezi uygulanan hastalarda gelişen postdural ponksiyon baş ağrısı insidansı, predispozan etkenlerin incelenmesi ve uygulanan tedavinin değerlendirilmesi = Evaluation of postdural puncture headache, predisposing factors and management in patients undergoing spinal anaesthesia /
Spinal Anestezi Uygulanan Hastalarda Gelişen Postdural Ponksiyon Baş Ağrısı İnsidansı, Predispozan Etkenlerin İncelenmesi ve Uygulanan Tedavinin Değerlendirilmesi Postdural ponksiyon baş ağrısı (PDBA), spinal anestezi sonrasında hasta mobilizasyonunun gecikmesine, taburculuğun ertelenmesine, tekrar hastaneye kabulün artmasına ve morbiditeye neden olabilir. Amacımız spinal anestezi işlemi sonrası gelişen postdural ponksiyon baş ağrısının sıklığı, predispozan etkenlerin ve uygulanan tedavilerin incelenmesidir. Elektif cerrahi ve spinal anestezi planlanan 18 yaş ve üzeri, ASA risk skoru I/II/III olan 399 hasta etik kurul onayı alınarak çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, ek hastalık durumu, baş ağrısı öyküsü, ameliyat türü ve ASA skoru sorgulandı. Spinal anestezi uygulama teknikleri, kullanılan iğne ve lokal anestezik ajan özellikleri, uygulayan hekimin deneyimi, uygulamaya ve hastaya ilişkin faktörler kaydedildi. Hastalar postoperatif dönemde taburcu olana kadar hastane cerrahi servisinde, taburculuk sonrası 3. ve 7. günlerde telefonla aranarak takip edildi. Hastaların mobilize edilme zamanı, hastanede kalış süresi ve verilen sıvı miktarı takip edildi. Baş ağrısı gelişen hastalara uygulanan tedavi protokolleri ve tedavi başarısı incelendi. Postdural ponksiyon baş ağrısının insidansı %31,1 saptandı. Genç yaş, kadın cinsiyet, obstetrik hasta grubu, çoklu lomber ponksiyon girişimi ve paramedian girişimin bulunması predispozan etkenler olarak saptandı. Ek hastalık mevcudiyeti, hipertansiyon varlığı ve baş ağrısı öyküsü PDBA azaltan etkenler olarak saptandı (p&lt;0.05). Vücut kitle indeksi, iğne çapı, lokal anestezik barisitesi, kullanılan adjuvan ilaçlar, işlem yapılma pozisyonu, girişim seviyesi ve uygulayıcı deneyimi ile PDBA arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenmedi (p&gt;0.05). Başarısız nöroaksiyel işlemlerin deneyimli uygulayıcıya yönlendirilmesi deneyim ile PDBA ilişkisinin olmamasına sebep oldu. PDBA tanısı alan hastalara konservatif, farmakolojik tedavilerin uygulandığı ve genellikle başarı ile sonuçlandığı görüldü. Tedavilere yanıt alınamaması nedeniyle sadece bir hastada epidural kan yaması uygulaması planlandı ancak hastanın reddetmesi nedeniyle gerçekleştirilemedi. PDBA gözlenen 124 hastanın 119'unun (%95,9) etkin tedavi aldığı gözlendi. Postdural ponksiyon baş ağrısı risk faktörlerinin iyi anlaşılmasıyla birlikte, klinisyenlerin spinal anestezi uygularken dikkatli olmaları önemlidir. Her nöroaksiyel girişimden sonra hastaların uygulayıcı tarafından sıkı takip edilmesi, postdural ponksiyon baş ağrısı konusunda eğitilmesi gerektiği kanaatindeyiz.  Anahtar Kelimeler : Postdural ponksiyon baş ağrısı, Spinal anestezi, Epidural kan yaması, Nöroaksiyel anestezi.; Evaluation of Postdural Puncture Headache, Predisposing Factors and Management In Patients Undergoing Spinal Anaesthesia Postdural puncture headache (PDPH) can lead to impaired patient mobilisation, delayed discharge, increased readmission and morbidity. The aim of this study was to investigate the incidence, predisposing factors and treatment of postdural puncture headache after spinal anaesthesia. After ethics committee approval, 399 patients aged 18 years and older, ASA I/II/III, scheduled for elective surgery under spinal anaesthesia were enrolled. Patient demographics, comorbidities, history of headache, type of surgery, spinal anesthesia application technique, needle and local anesthetic characteristics, practitioner experience, application or patient-related factors were recorded. Patients were followed up in the ward until discharge in the postoperative period and on the 3rd and 7th day after discharge by telephone. Mobilisation time, length of hospital stay and amount of fluid given were also recorded. Treatment protocols used in patients who developed PDPH and treatment success were analysed. The incidence of postdural puncture headache was %31,1. Predisposing factors for PDPH included younger age, female gender, co-morbidity, hypertension, previous history of headache, obstetric patients, multiple lumbar punctures and paramedian intervention (p&lt;0.05). No significant relationship was observed between body mass index, needle diameter, local anaesthetic baricity, adjuvants used, procedure position, level of intervention and practitioner experience with PDPH (p&gt;0.05). Referring unsuccessful neuraxial procedures to experienced practitioners resulted in no association between experience and PDPH. It was observed that conservative, pharmacological treatments were applied to patients diagnosed with PDPH and usually resulted in success. epidural blood patch application was planned in only one patient because of lack of response to treatments, but it was not performed due to the patient's refusal. Treatment was successful in 119 (%95.9) of 124 patients with PDPH. With a better understanding of the risk factors for PDPH, it is important for clinicians to be careful when administering spinal anesthesia. We believe that patients should be closely followed up after each neuraxial intervention in order not to delay the treatments to be applied and for early diagnosis.  Keywords : Postdural puncture headache, Spinal anesthesia, Epidural blood patch, Neuraxial anesthesia.; Tez (Tıpta Uzmanlık -PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, 2024.; Kaynakça var.; Spinal Anestezi Uygulanan Hastalarda Gelişen Postdural Ponksiyon Baş Ağrısı İnsidansı, Predispozan Etkenlerin İncelenmesi ve Uygulanan Tedavinin Değerlendirilmesi Postdural ponksiyon baş ağrısı (PDBA), spinal anestezi sonrasında hasta mobilizasyonunun gecikmesine, taburculuğun ertelenmesine, tekrar hastaneye kabulün artmasına ve morbiditeye neden olabilir. Amacımız spinal anestezi işlemi sonrası gelişen postdural ponksiyon baş ağrısının sıklığı, predispozan etkenlerin ve uygulanan tedavilerin incelenmesidir. Elektif cerrahi ve spinal anestezi planlanan 18 yaş ve üzeri, ASA risk skoru I/II/III olan 399 hasta etik kurul onayı alınarak çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, ek hastalık durumu, baş ağrısı öyküsü, ameliyat türü ve ASA skoru sorgulandı. Spinal anestezi uygulama teknikleri, kullanılan iğne ve lokal anestezik ajan özellikleri, uygulayan hekimin deneyimi, uygulamaya ve hastaya ilişkin faktörler kaydedildi. Hastalar postoperatif dönemde taburcu olana kadar hastane cerrahi servisinde, taburculuk sonrası 3. ve 7. günlerde telefonla aranarak takip edildi. Hastaların mobilize edilme zamanı, hastanede kalış süresi ve verilen sıvı miktarı takip edildi. Baş ağrısı gelişen hastalara uygulanan tedavi protokolleri ve tedavi başarısı incelendi. Postdural ponksiyon baş ağrısının insidansı %31,1 saptandı. Genç yaş, kadın cinsiyet, obstetrik hasta grubu, çoklu lomber ponksiyon girişimi ve paramedian girişimin bulunması predispozan etkenler olarak saptandı. Ek hastalık mevcudiyeti, hipertansiyon varlığı ve baş ağrısı öyküsü PDBA azaltan etkenler olarak saptandı (p&lt;0.05). Vücut kitle indeksi, iğne çapı, lokal anestezik barisitesi, kullanılan adjuvan ilaçlar, işlem yapılma pozisyonu, girişim seviyesi ve uygulayıcı deneyimi ile PDBA arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenmedi (p&gt;0.05). Başarısız nöroaksiyel işlemlerin deneyimli uygulayıcıya yönlendirilmesi deneyim ile PDBA ilişkisinin olmamasına sebep oldu. PDBA tanısı alan hastalara konservatif, farmakolojik tedavilerin uygulandığı ve genellikle başarı ile sonuçlandığı görüldü. Tedavilere yanıt alınamaması nedeniyle sadece bir hastada epidural kan yaması uygulaması planlandı ancak hastanın reddetmesi nedeniyle gerçekleştirilemedi. PDBA gözlenen 124 hastanın 119'unun (%95,9) etkin tedavi aldığı gözlendi. Postdural ponksiyon baş ağrısı risk faktörlerinin iyi anlaşılmasıyla birlikte, klinisyenlerin spinal anestezi uygularken dikkatli olmaları önemlidir. Her nöroaksiyel girişimden sonra hastaların uygulayıcı tarafından sıkı takip edilmesi, postdural ponksiyon baş ağrısı konusunda eğitilmesi gerektiği kanaatindeyiz.  Anahtar Kelimeler : Postdural ponksiyon baş ağrısı, Spinal anestezi, Epidural kan yaması, Nöroaksiyel anestezi.; Evaluation of Postdural Puncture Headache, Predisposing Factors and Management In Patients Undergoing Spinal Anaesthesia Postdural puncture headache (PDPH) can lead to impaired patient mobilisation, delayed discharge, increased readmission and morbidity. The aim of this study was to investigate the incidence, predisposing factors and treatment of postdural puncture headache after spinal anaesthesia. After ethics committee approval, 399 patients aged 18 years and older, ASA I/II/III, scheduled for elective surgery under spinal anaesthesia were enrolled. Patient demographics, comorbidities, history of headache, type of surgery, spinal anesthesia application technique, needle and local anesthetic characteristics, practitioner experience, application or patient-related factors were recorded. Patients were followed up in the ward until discharge in the postoperative period and on the 3rd and 7th day after discharge by telephone. Mobilisation time, length of hospital stay and amount of fluid given were also recorded. Treatment protocols used in patients who developed PDPH and treatment success were analysed. The incidence of postdural puncture headache was %31,1. Predisposing factors for PDPH included younger age, female gender, co-morbidity, hypertension, previous history of headache, obstetric patients, multiple lumbar punctures and paramedian intervention (p&lt;0.05). No significant relationship was observed between body mass index, needle diameter, local anaesthetic baricity, adjuvants used, procedure position, level of intervention and practitioner experience with PDPH (p&gt;0.05). Referring unsuccessful neuraxial procedures to experienced practitioners resulted in no association between experience and PDPH. It was observed that conservative, pharmacological treatments were applied to patients diagnosed with PDPH and usually resulted in success. epidural blood patch application was planned in only one patient because of lack of response to treatments, but it was not performed due to the patient's refusal. Treatment was successful in 119 (%95.9) of 124 patients with PDPH. With a better understanding of the risk factors for PDPH, it is important for clinicians to be careful when administering spinal anesthesia. We believe that patients should be closely followed up after each neuraxial intervention in order not to delay the treatments to be applied and for early diagnosis.  Keywords : Postdural puncture headache, Spinal anesthesia, Epidural blood patch, Neuraxial anesthesia.
</description>
</item>
<item rdf:about="http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103105">
<title>Semptomatik kalp yetersizliği hastalarında bağırsak geçirgenliğini gösteren serum zonulin düzeylerinin değerlendirilmesi = Evaluation of serum zonulin levels indicating intestinal permeability in symptomatic heart failure patients /</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/103105</link>
<description>Semptomatik kalp yetersizliği hastalarında bağırsak geçirgenliğini gösteren serum zonulin düzeylerinin değerlendirilmesi = Evaluation of serum zonulin levels indicating intestinal permeability in symptomatic heart failure patients /
Giriş: Semptomatik Kalp Yetmezliği (KY) hastalarında bağırsak geçirgenliğini gösteren serum zonulin düzeylerini değerlendiren çalışma sayısı azdır. Bu araştırmada amacımız iskemik ve iskemik olmayan semptomatik KY hastalarında konjesyona yönelik tedavi öncesi ve sonrası serum zonulin düzeyleri ile ekokardiyografik parametreler ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntemler: Çalışmamız Kasım 2022 ile Kasım 2023 yılları arasında kardiyoloji polikliniklerine veya acil servise kronik KY şikayetleri ile başvuran hastalar ile yapılmıştır. 32 iskemik ve 28 iskemik kökenli olmayan optimal KY tedavisini alan hastalar prospektif olarak incelemeye alınmıştır. Eş zamanlı olarak 45 sağlıklı kontrol grubu oluşturuldu. Hastaların tedaviye başlamadan önce ve tedavi sonrası kan örnekleri çalışılmış ve ekokardiyografik değerlendirmeleri yapılmıştır. Bulgular: İskemik ve iskemik olmayan KY hasta grubunda tedavi öncesi kontrol grubuyla karşılaştırıldığında serum zonulin düzeyleri (22.9 (12-59), 20.4 (13-78) ve 10.1 (6-26) ng/mL P&lt;0.01) belirgin olarak yüksekti. Tedavi sürecinde iskemik [22.9 (12-59) ve 20.9 (10-57) ng/mL, P: 0.03] ve iskemik olmayan KY [20.4 (13-78) ve 18.2 (12-57) ng/mL, P: 0.01] gruplarında serum Zonulin düzeylerinin belirgin olarak azaldığı görüldü. Fakat, KY grupları arasında tedavi öncesi (P: 0.47) ve sonrası (P: 0.29) değerler benzerdi. Tedavi öncesi serum zonulin düzeyi ile sol ventrikül (SV) ejeksiyon fraksiyonu (EF), Sağ ventrikül (SağV) bazal çapı ve C-reaktif protein (CRP) düzeyleri ile bağımlı ilişki vardı. Dahası, serum zonulin düzeyi ile SV EF ( b: -0.42, 95% CI:-0.103- 0.22, P: 0.003) arasında negatif korelasyon, SağV bazal çapı (b: 0.43, 95% CI:0.25- 1.23, P: 0.004) ve CRP değerleri ( b: 0,42, 95% CI:0,19-0.38, P: &lt;0.001) ile pozitif korelasyon saptandı. Ek olarak, edavi sonrası Zonulin düzeyleri ile de SV EF (p: 0.002) arasında negatif korelasyon saptandı. Sonuçlar: Çalışmamızda KY gruplarında, serum Zonulin düzeylerinin belirgin olarak yüksek olduğu ve konjesyona yönelik KY tedavisi ile beligin olarak azaldığı gösterilmiştir. Dahası, serum Zonulin düzeyleri ile tedavi öncesi ve sonrası SV EF arasında negatif anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ek olarak, serum Zonulin düzeylerinin semptomatik KY hastalarında yüksek duyarlıklık ve özüllüğe sahip olduğu gösterilmiştir. Bu sonuçlar serum Zonulin düzeylerinin semptomatik KY hastalarında hem tanısal hemde hastane içi tedavi takibinde bir biyobelirteç olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir.  Anahtar Kelimeler : Kalp Yetmezliği, Zonulin, Bağırsak geçirgenliği, Ekokardiyografi.; Background: There are few studies evaluating serum zonulin levels indicating intestinal permeability in symptomatic HF patients. In this study, we aimed to evaluate the relationship between serum zonulin levels and echocardiographic parameters before and after treatment for congestion in ischaemic and non-iscchaemic symptomatic HF patients. Methods: Our study was conducted with patients who presented to cardiology outpatient clinics or emergency departments with chronic HF complaints between November 2022 and November 2023. 32 ischaemic and 28 non-ischemic patients who received optimal HF treatment were prospectively included in the study. Simultaneously, 45 healthy controls were recruited. Blood samples were analysed and echocardiographic evaluations were performed before and after treatment. Results: Serum zonulin levels were significantly higher in ischaemic and non-ischemic HF patients (22.9 (12-59), 20.4 (13-78) and 10.1 (6-26) ng/mL, P&lt;0.01) compared with the control group before treatment. Zonulin levels decreased significantly in ischaemic [22.9 (12-59) and 20.9 (10-57) ng/mL, P: 0.03] and non-ischemic HF [20.4 (13-78) and 18.2 (12-57) ng/mL, P: 0.01] groups during the treatment period. However, pre- (P: 0.47) and post-treatment (P: 0.29) values were similar between HF groups. Pretreatment serum zonulin levels were dependently correlated with left ventricular (LV) ejection fraction (EF), right ventricular (RV) basal diameter and C-reactive protein (CRP) levels. Furthermore, there was a negative correlation between serum zonulin levels and LV EF ( b: -0.42, 95% CI: -0.103 to 0.22, P: 0.003) and a positive correlation with RV basal diameter ( b: 0.43, 95% CI: 0.25 to 1.23, P: 0.004) and CRP levels ( b: 0.42, 95% CI: 0.19 to 0.38, P: &lt;0.001). In addition, post-treatment Zonulin levels were negatively correlated with LV EF (p: 0.002). Conclusion: In our study, it was shown that serum Zonulin levels were significantly elevated in HF groups and decreased significantly with congestion-directed HF treatment. Moreover, a significant negative correlation was found between serum Zonulin levels and LV EF before and after treatment. In addition, serum Zonulin levels have been shown to have high sensitivity and specificity in symptomatic HF patients. These results suggest that serum Zonulin levels can be used as a biomarker in both diagnostic and in-hospital treatment follow-up in symptomatic HF patients.  Keywords : Heart failure, Zonulin, Intestinal permeability, Echocardiography.; Tez (Tıpta Uzmanlık -PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, 2024.; Kaynakça var.; Giriş: Semptomatik Kalp Yetmezliği (KY) hastalarında bağırsak geçirgenliğini gösteren serum zonulin düzeylerini değerlendiren çalışma sayısı azdır. Bu araştırmada amacımız iskemik ve iskemik olmayan semptomatik KY hastalarında konjesyona yönelik tedavi öncesi ve sonrası serum zonulin düzeyleri ile ekokardiyografik parametreler ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntemler: Çalışmamız Kasım 2022 ile Kasım 2023 yılları arasında kardiyoloji polikliniklerine veya acil servise kronik KY şikayetleri ile başvuran hastalar ile yapılmıştır. 32 iskemik ve 28 iskemik kökenli olmayan optimal KY tedavisini alan hastalar prospektif olarak incelemeye alınmıştır. Eş zamanlı olarak 45 sağlıklı kontrol grubu oluşturuldu. Hastaların tedaviye başlamadan önce ve tedavi sonrası kan örnekleri çalışılmış ve ekokardiyografik değerlendirmeleri yapılmıştır. Bulgular: İskemik ve iskemik olmayan KY hasta grubunda tedavi öncesi kontrol grubuyla karşılaştırıldığında serum zonulin düzeyleri (22.9 (12-59), 20.4 (13-78) ve 10.1 (6-26) ng/mL P&lt;0.01) belirgin olarak yüksekti. Tedavi sürecinde iskemik [22.9 (12-59) ve 20.9 (10-57) ng/mL, P: 0.03] ve iskemik olmayan KY [20.4 (13-78) ve 18.2 (12-57) ng/mL, P: 0.01] gruplarında serum Zonulin düzeylerinin belirgin olarak azaldığı görüldü. Fakat, KY grupları arasında tedavi öncesi (P: 0.47) ve sonrası (P: 0.29) değerler benzerdi. Tedavi öncesi serum zonulin düzeyi ile sol ventrikül (SV) ejeksiyon fraksiyonu (EF), Sağ ventrikül (SağV) bazal çapı ve C-reaktif protein (CRP) düzeyleri ile bağımlı ilişki vardı. Dahası, serum zonulin düzeyi ile SV EF ( b: -0.42, 95% CI:-0.103- 0.22, P: 0.003) arasında negatif korelasyon, SağV bazal çapı (b: 0.43, 95% CI:0.25- 1.23, P: 0.004) ve CRP değerleri ( b: 0,42, 95% CI:0,19-0.38, P: &lt;0.001) ile pozitif korelasyon saptandı. Ek olarak, edavi sonrası Zonulin düzeyleri ile de SV EF (p: 0.002) arasında negatif korelasyon saptandı. Sonuçlar: Çalışmamızda KY gruplarında, serum Zonulin düzeylerinin belirgin olarak yüksek olduğu ve konjesyona yönelik KY tedavisi ile beligin olarak azaldığı gösterilmiştir. Dahası, serum Zonulin düzeyleri ile tedavi öncesi ve sonrası SV EF arasında negatif anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ek olarak, serum Zonulin düzeylerinin semptomatik KY hastalarında yüksek duyarlıklık ve özüllüğe sahip olduğu gösterilmiştir. Bu sonuçlar serum Zonulin düzeylerinin semptomatik KY hastalarında hem tanısal hemde hastane içi tedavi takibinde bir biyobelirteç olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir.  Anahtar Kelimeler : Kalp Yetmezliği, Zonulin, Bağırsak geçirgenliği, Ekokardiyografi.; Background: There are few studies evaluating serum zonulin levels indicating intestinal permeability in symptomatic HF patients. In this study, we aimed to evaluate the relationship between serum zonulin levels and echocardiographic parameters before and after treatment for congestion in ischaemic and non-iscchaemic symptomatic HF patients. Methods: Our study was conducted with patients who presented to cardiology outpatient clinics or emergency departments with chronic HF complaints between November 2022 and November 2023. 32 ischaemic and 28 non-ischemic patients who received optimal HF treatment were prospectively included in the study. Simultaneously, 45 healthy controls were recruited. Blood samples were analysed and echocardiographic evaluations were performed before and after treatment. Results: Serum zonulin levels were significantly higher in ischaemic and non-ischemic HF patients (22.9 (12-59), 20.4 (13-78) and 10.1 (6-26) ng/mL, P&lt;0.01) compared with the control group before treatment. Zonulin levels decreased significantly in ischaemic [22.9 (12-59) and 20.9 (10-57) ng/mL, P: 0.03] and non-ischemic HF [20.4 (13-78) and 18.2 (12-57) ng/mL, P: 0.01] groups during the treatment period. However, pre- (P: 0.47) and post-treatment (P: 0.29) values were similar between HF groups. Pretreatment serum zonulin levels were dependently correlated with left ventricular (LV) ejection fraction (EF), right ventricular (RV) basal diameter and C-reactive protein (CRP) levels. Furthermore, there was a negative correlation between serum zonulin levels and LV EF ( b: -0.42, 95% CI: -0.103 to 0.22, P: 0.003) and a positive correlation with RV basal diameter ( b: 0.43, 95% CI: 0.25 to 1.23, P: 0.004) and CRP levels ( b: 0.42, 95% CI: 0.19 to 0.38, P: &lt;0.001). In addition, post-treatment Zonulin levels were negatively correlated with LV EF (p: 0.002). Conclusion: In our study, it was shown that serum Zonulin levels were significantly elevated in HF groups and decreased significantly with congestion-directed HF treatment. Moreover, a significant negative correlation was found between serum Zonulin levels and LV EF before and after treatment. In addition, serum Zonulin levels have been shown to have high sensitivity and specificity in symptomatic HF patients. These results suggest that serum Zonulin levels can be used as a biomarker in both diagnostic and in-hospital treatment follow-up in symptomatic HF patients.  Keywords : Heart failure, Zonulin, Intestinal permeability, Echocardiography.
</description>
</item>
</rdf:RDF>
