<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
<channel>
<title>Tezler</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/16608</link>
<description>SDÜ Tezlerini içerir.</description>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 09:21:03 GMT</pubDate>
<dc:date>2026-09-25T09:21:03Z</dc:date>
<item>
<title>Yönetici gözüyle sağlık çalışanlarının hasta taklidi yapma (Temaruz) davranışları üzerine nitel bir çalışma = A qualitative study on patient impersonation (Malingering) behaviors of healthcare workers from the managers' perspective /</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/104023</link>
<description>Yönetici gözüyle sağlık çalışanlarının hasta taklidi yapma (Temaruz) davranışları üzerine nitel bir çalışma = A qualitative study on patient impersonation (Malingering) behaviors of healthcare workers from the managers' perspective /
Günlük yaşam içerisinde gözlemlenebilen bir davranış olarak temaruz, oldukça fazla araştırmaya konu olmuştur. Bu araştırmaların hasta ekseninde ele alındığı ve tıbbi bir bakış açısıyla yazıldığı fark edildiği için temaruzun örgütsel bağlamının incelenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Temaruz kavramının örgütsel bağlamını ortaya koyabilmek için yola çıkılan bu araştırmanın amacı; sağlık çalışanlarında temaruz davranışının nasıl ve neden sergilendiğini, bunun etkilerini ve çözüm stratejilerini yönetsel açıdan değerlendirmektir. Bu amaca binaen nitel araştırma yöntemi tercih edilerek fenomenoloji deseniyle, katılımcıların temaruz davranışına dair deneyimleri gerçekleştirilen görüşmeler yoluyla derinlemesine incelenmiştir. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt ve kartopu örneklemeyle seçilmiştir. Kendi çalışanları üzerinden temaruz davranışını gözlemlemiş ve yöneticilik yapmış/yapmakta olan 1'i başhemşire, 2'si başhekim, 2'si başhekim yardımcısı, 2'si ünite sorumlusu, 4'ü laboratuvar sorumlusu ve 9'u servis sorumlusu hemşire olmak üzere toplamda 20 kişi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış ve görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Katılımcılarla yapılan görüşmeler neticesinde 183 sayfalık veri oluşmuştur. Bu araştırma yorumlayıcı fenomenolojik analiz yaklaşımıyla tasarlanmış ve analiz tekniği olarak da tematik veri analiz yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular; çalışan ve yöneticilik algısı, temaruz davranışının nedenleri, temaruz davranışı sergileyenlerin özellikleri, temaruz davranışın fark edilmesi ve yorumlanması, temaruz davranışının nasıl sergilendiği, temaruz davranışının sonuçları ve temaruz davranışının önüne geçme yöntemleri üst temalarında toplanmıştır. Araştırmanın sonucu olarak; kişisel nedenlerin, çalışma şartlarının getirdiği unsurların, gerekli yönetim faaliyetlerinin sağlanmamasının ve yapısal unsurların temaruz davranışına neden olduğu görülmüştür. Yöneticiler temaruz davranışını, davranış tekrar ettiğinde ve kanıt olmadığında anlamış ve bu farkındalık anında olumsuz duygusal durumlar yaşamışlardır. İleri sürülen hastalıklar daha çok subjektif yapıda olmaları ve özellikle daha sonrasında ispatı olmaması nedeniyle tercih edilmiştir. Davranış sergilenirken sağlık çalışanları sözel ve davranışsal kalıplar kullanmışlardır. Temaruz davranışından; kişinin kendisi, iş arkadaşları, yönetici, mikro paydaşlar, kurum, makro paydaşlar, sağlık sistemi ve devlet etkilenmiştir. Bu davranışının önüne geçebilmek için yapısal ve yönetsel stratejiler önerilmiştir. Bu davranışın sergilenmesi halinde yönetici; çalışanıyla iletişime geçerek durum tespiti yapmalı ve davranışın gerçekten temaruz olup olmadığını değerlendirdikten sonra yapacağı uygulamalara karar vermelidir. Anahtar Kelimeler : Temaruz, sağlık psikolojisi, sağlık sosyolojisi, örgütsel davranış, sağlık yönetimi.; As a behavior that can be observed in daily life, malingering has been the subject of much research. Since it was noticed that these studies were handled on the patient axis and written from a medical perspective, it was understood that the organizational context of malingering should be examined. The aim of this research, which set out to reveal the organizational context of the concept of malingering, is to evaluate how and why malingering behavior is exhibited in healthcare workers, its effects and solution strategies from a managerial perspective. For this purpose, the qualitative research method was preferred and the experiences of the participants about the malingering behavior were examined in depth through interviews with the phenomenology design. The participants of the study were selected by criterion and snowball sampling from purposive sampling methods. Interviews were conducted with a total of 20 people, including 1 chief nurse, 2 chief physicians, 2 deputy chief physicians, 2 unit supervisors, 4 laboratory supervisors and 9 service managers, who had observed malingering behavior through their own employees and who were/are managers. In this study, in-depth interview technique was used and a semi-structured interview form was used in the interviews. As a result of the interviews with the participants, 183 pages of data were collected. This research was designed with an interpretative phenomenological analysis approach and thematic data analysis method was used as the analysis technique. The findings were gathered under the themes of employee and managerial perception, causes of maltreatment behavior, characteristics of those who exhibit maltreatment behavior, recognition and interpretation of maltreatment behavior, how maltreatment behavior is exhibited, consequences of maltreatment behavior and methods to prevent maltreatment behavior. As a result of the research, it was seen that personal reasons, factors brought about by working conditions, failure to provide necessary management activities and structural factors cause maltreatment. Managers understood the malingering behavior when the behavior was repeated and there was no evidence, and they experienced negative emotional states at the moment of this awareness. The diseases claimed were preferred because they were mostly subjective in nature and especially because there was no proof afterwards. Healthcare workers used verbal and behavioral patterns while exhibiting the behavior. The person himself/herself, colleagues, managers, micro stakeholders, the institution, macro stakeholders, the health system and the state were affected by the malingering behavior. Structural and managerial strategies have been proposed to prevent this behavior. In case this behavior is exhibited, the manager should contact the employee, make a due diligence and decide on the practices to be implemented after evaluating whether the behavior is really malingering or not. Keywords : Malingering, health psychology, health sociology, organizational behavior, health management.; Tez (Doktora- PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sağlık Yönetimi Anabilim Dalı, 2024.; Kaynakça var.; Günlük yaşam içerisinde gözlemlenebilen bir davranış olarak temaruz, oldukça fazla araştırmaya konu olmuştur. Bu araştırmaların hasta ekseninde ele alındığı ve tıbbi bir bakış açısıyla yazıldığı fark edildiği için temaruzun örgütsel bağlamının incelenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Temaruz kavramının örgütsel bağlamını ortaya koyabilmek için yola çıkılan bu araştırmanın amacı; sağlık çalışanlarında temaruz davranışının nasıl ve neden sergilendiğini, bunun etkilerini ve çözüm stratejilerini yönetsel açıdan değerlendirmektir. Bu amaca binaen nitel araştırma yöntemi tercih edilerek fenomenoloji deseniyle, katılımcıların temaruz davranışına dair deneyimleri gerçekleştirilen görüşmeler yoluyla derinlemesine incelenmiştir. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt ve kartopu örneklemeyle seçilmiştir. Kendi çalışanları üzerinden temaruz davranışını gözlemlemiş ve yöneticilik yapmış/yapmakta olan 1'i başhemşire, 2'si başhekim, 2'si başhekim yardımcısı, 2'si ünite sorumlusu, 4'ü laboratuvar sorumlusu ve 9'u servis sorumlusu hemşire olmak üzere toplamda 20 kişi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış ve görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Katılımcılarla yapılan görüşmeler neticesinde 183 sayfalık veri oluşmuştur. Bu araştırma yorumlayıcı fenomenolojik analiz yaklaşımıyla tasarlanmış ve analiz tekniği olarak da tematik veri analiz yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular; çalışan ve yöneticilik algısı, temaruz davranışının nedenleri, temaruz davranışı sergileyenlerin özellikleri, temaruz davranışın fark edilmesi ve yorumlanması, temaruz davranışının nasıl sergilendiği, temaruz davranışının sonuçları ve temaruz davranışının önüne geçme yöntemleri üst temalarında toplanmıştır. Araştırmanın sonucu olarak; kişisel nedenlerin, çalışma şartlarının getirdiği unsurların, gerekli yönetim faaliyetlerinin sağlanmamasının ve yapısal unsurların temaruz davranışına neden olduğu görülmüştür. Yöneticiler temaruz davranışını, davranış tekrar ettiğinde ve kanıt olmadığında anlamış ve bu farkındalık anında olumsuz duygusal durumlar yaşamışlardır. İleri sürülen hastalıklar daha çok subjektif yapıda olmaları ve özellikle daha sonrasında ispatı olmaması nedeniyle tercih edilmiştir. Davranış sergilenirken sağlık çalışanları sözel ve davranışsal kalıplar kullanmışlardır. Temaruz davranışından; kişinin kendisi, iş arkadaşları, yönetici, mikro paydaşlar, kurum, makro paydaşlar, sağlık sistemi ve devlet etkilenmiştir. Bu davranışının önüne geçebilmek için yapısal ve yönetsel stratejiler önerilmiştir. Bu davranışın sergilenmesi halinde yönetici; çalışanıyla iletişime geçerek durum tespiti yapmalı ve davranışın gerçekten temaruz olup olmadığını değerlendirdikten sonra yapacağı uygulamalara karar vermelidir. Anahtar Kelimeler : Temaruz, sağlık psikolojisi, sağlık sosyolojisi, örgütsel davranış, sağlık yönetimi.; As a behavior that can be observed in daily life, malingering has been the subject of much research. Since it was noticed that these studies were handled on the patient axis and written from a medical perspective, it was understood that the organizational context of malingering should be examined. The aim of this research, which set out to reveal the organizational context of the concept of malingering, is to evaluate how and why malingering behavior is exhibited in healthcare workers, its effects and solution strategies from a managerial perspective. For this purpose, the qualitative research method was preferred and the experiences of the participants about the malingering behavior were examined in depth through interviews with the phenomenology design. The participants of the study were selected by criterion and snowball sampling from purposive sampling methods. Interviews were conducted with a total of 20 people, including 1 chief nurse, 2 chief physicians, 2 deputy chief physicians, 2 unit supervisors, 4 laboratory supervisors and 9 service managers, who had observed malingering behavior through their own employees and who were/are managers. In this study, in-depth interview technique was used and a semi-structured interview form was used in the interviews. As a result of the interviews with the participants, 183 pages of data were collected. This research was designed with an interpretative phenomenological analysis approach and thematic data analysis method was used as the analysis technique. The findings were gathered under the themes of employee and managerial perception, causes of maltreatment behavior, characteristics of those who exhibit maltreatment behavior, recognition and interpretation of maltreatment behavior, how maltreatment behavior is exhibited, consequences of maltreatment behavior and methods to prevent maltreatment behavior. As a result of the research, it was seen that personal reasons, factors brought about by working conditions, failure to provide necessary management activities and structural factors cause maltreatment. Managers understood the malingering behavior when the behavior was repeated and there was no evidence, and they experienced negative emotional states at the moment of this awareness. The diseases claimed were preferred because they were mostly subjective in nature and especially because there was no proof afterwards. Healthcare workers used verbal and behavioral patterns while exhibiting the behavior. The person himself/herself, colleagues, managers, micro stakeholders, the institution, macro stakeholders, the health system and the state were affected by the malingering behavior. Structural and managerial strategies have been proposed to prevent this behavior. In case this behavior is exhibited, the manager should contact the employee, make a due diligence and decide on the practices to be implemented after evaluating whether the behavior is really malingering or not. Keywords : Malingering, health psychology, health sociology, organizational behavior, health management.
</description>
<guid isPermaLink="false">http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/104023</guid>
</item>
<item>
<title>Avrupa Konseyi standartları çerçevesinde Rusya Federasyonu'nda toplumsal cinsiyet eşitliği (1996-2022) = Gender equality in the Russian Federation within the framework of the Council of Europe standards (1996-2022) /</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/104011</link>
<description>Avrupa Konseyi standartları çerçevesinde Rusya Federasyonu'nda toplumsal cinsiyet eşitliği (1996-2022) = Gender equality in the Russian Federation within the framework of the Council of Europe standards (1996-2022) /
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, geçmişten günümüze var olan ve henüz çözülüp çözülemeyeceği bilinmeyen önemli bir sorundur. Hem ulusal hükümetler hem de uluslararası toplum, hayatın farklı alanlarında gelişmeye devam eden bu sorunu çözmeye kararlı olduklarını göstermektedir. Toplumda kadın ve erkek arasındaki eşitlik sorunu çok eskiye dayansa da bu sorun, XX. yüzyılda yükselişe geçen uluslararası kadın hareketinin mücadelesi ve Birleşmiş Milletler Örgütü'nün (BM) kuruluşunun hemen ardından başlattığı aktif çalışmaları sayesinde küresel gündemin önemli bir parçasına dönüşmüştür. BM Örgütü'nün kuruluşundan sonraki süreçte kadın erkek eşitliğinin sağlanmasıyla ilgili norm ve standartların geliştirilmesi, uluslararası iş birliğinin önemli alanlarından birisine dönüşmüştür. Bu iş birliği temelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin yasal düzenlemesinde önemli ilerleme sağlanmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin uluslararası standartların çoğu, BM tarafından hazırlanmış ve kabul edilmiştir. BM Örgütü'ne ek olarak, bölgesel düzeyde de Avrupa Konseyi kuruluşundan bu yana kadın erkek eşitliğine önem vermiş ve bu alanda uluslararası standartların oluşturulmasında ve geliştirilmesinde ciddi rol almıştır. Uluslararası toplumun kararlı çalışmaları sonucunda günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili etkileyici sayıda uluslararası yasal standartlar bulunmaktadır. Bununla birlikte, devletlerin uluslararası toplumsal cinsiyet eşitliği standartlarına uyum meselesi hem ulusal hem de uluslararası gündemlerde yer alan önemli tartışma konularından birisi olarak kalmaktadır. Buradan hareketle tez çalışması, Avrupa Konseyi'nin toplumsal cinsiyet eşitliği standartlarına ışık tutmakta ve bu çerçeveden, 1996 yılında Avrupa Konseyi'ne 39. üye olarak katılan Rusya Federasyonu'nun üzerine düşen sorumlulukların yerine getirilmesinde devlet politikası, iç mevzuatındaki değişiklikler ve uygulama pratiğindeki gözlemler ortaya konulmak suretiyle uyumlaştırma sürecini değerlendirmektedir. Bu temel amaç doğrultusunda ele alınan tez çalışması, toplam üç bölümden oluşmaktadır. Tez ile ortaya konulan ana sonuç, 2022 yılına kadar Avrupa Konseyi üyesi olan Rusya Federasyonu'nda uluslararası toplumsal cinsiyet eşitliği standartlarına tam uyumlaştırmanın gerçekleştirilemediğidir. Ayrıca tez, Rusya Federasyonu'nun toplumsal cinsiyet konularında perspektifinin Avrupa Konseyi ile karşılaştırması yapıldığında kısmen farklı olduğu sonucuna varmıştır. Anahtar Kelimeler : Avrupa Konseyi, Kadınların İnsan Hakları, Rusya Federasyonu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Uluslararası Standartlara Uyum.; Achieving gender equality is an important problem that has existed from the past to the present and is not yet known whether it can be solved. Both national governments and the international community show that they are committed to tackling this problem, which continues to evolve in different areas of life. Although the problem of equality between women and men in society dates back to ancient times, this problem has become an important part of the global agenda thanks to the struggle of the international women's movement that rose in the twentieth century and the active work of the United Nations Organization (UN) immediately after its establishment. Since the establishment of the UN, the development of norms and standards for ensuring equality between women and men has become one of the important areas of international cooperation. On the basis of this cooperation, significant progress has been made in the legal regulation of gender equality. Most international standards on gender equality have been drafted and adopted by the UN. In addition to the UN, at the regional level, the Council of Europe has been committed to equality between women and men since its establishment and has played a significant role in the formulation and development of international standards in this field. As a result of the determined efforts of the international community, there are now an impressive number of international legal standards on gender equality. However, the issue of states' compliance with international gender equality standards remains a major topic of debate on both national and international agendas. From this point of view, the thesis sheds light on the gender equality standards of the Council of Europe and evaluates the harmonization process of the Russian Federation, which joined the Council of Europe as the 39th member in 1996, by revealing the state policy, changes in domestic legislation and observations in the practice of implementation in fulfilling its responsibilities. In line with this main objective, the thesis consists of three chapters in total. The main conclusion of the thesis is that full harmonization with international gender equality standards has not been achieved in the Russian Federation, which is a member of the Council of Europe until 2022. The thesis also concludes that the perspective of the Russian Federation on gender issues is partially different in comparison with the Council of Europe. Keywords : Council of Europe, Human Rights of Women, Russian Federation, Gender Equality, Compliance with International Standards.; Tez (Doktora- PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, 2024.; Kaynakça var.; Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, geçmişten günümüze var olan ve henüz çözülüp çözülemeyeceği bilinmeyen önemli bir sorundur. Hem ulusal hükümetler hem de uluslararası toplum, hayatın farklı alanlarında gelişmeye devam eden bu sorunu çözmeye kararlı olduklarını göstermektedir. Toplumda kadın ve erkek arasındaki eşitlik sorunu çok eskiye dayansa da bu sorun, XX. yüzyılda yükselişe geçen uluslararası kadın hareketinin mücadelesi ve Birleşmiş Milletler Örgütü'nün (BM) kuruluşunun hemen ardından başlattığı aktif çalışmaları sayesinde küresel gündemin önemli bir parçasına dönüşmüştür. BM Örgütü'nün kuruluşundan sonraki süreçte kadın erkek eşitliğinin sağlanmasıyla ilgili norm ve standartların geliştirilmesi, uluslararası iş birliğinin önemli alanlarından birisine dönüşmüştür. Bu iş birliği temelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin yasal düzenlemesinde önemli ilerleme sağlanmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin uluslararası standartların çoğu, BM tarafından hazırlanmış ve kabul edilmiştir. BM Örgütü'ne ek olarak, bölgesel düzeyde de Avrupa Konseyi kuruluşundan bu yana kadın erkek eşitliğine önem vermiş ve bu alanda uluslararası standartların oluşturulmasında ve geliştirilmesinde ciddi rol almıştır. Uluslararası toplumun kararlı çalışmaları sonucunda günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili etkileyici sayıda uluslararası yasal standartlar bulunmaktadır. Bununla birlikte, devletlerin uluslararası toplumsal cinsiyet eşitliği standartlarına uyum meselesi hem ulusal hem de uluslararası gündemlerde yer alan önemli tartışma konularından birisi olarak kalmaktadır. Buradan hareketle tez çalışması, Avrupa Konseyi'nin toplumsal cinsiyet eşitliği standartlarına ışık tutmakta ve bu çerçeveden, 1996 yılında Avrupa Konseyi'ne 39. üye olarak katılan Rusya Federasyonu'nun üzerine düşen sorumlulukların yerine getirilmesinde devlet politikası, iç mevzuatındaki değişiklikler ve uygulama pratiğindeki gözlemler ortaya konulmak suretiyle uyumlaştırma sürecini değerlendirmektedir. Bu temel amaç doğrultusunda ele alınan tez çalışması, toplam üç bölümden oluşmaktadır. Tez ile ortaya konulan ana sonuç, 2022 yılına kadar Avrupa Konseyi üyesi olan Rusya Federasyonu'nda uluslararası toplumsal cinsiyet eşitliği standartlarına tam uyumlaştırmanın gerçekleştirilemediğidir. Ayrıca tez, Rusya Federasyonu'nun toplumsal cinsiyet konularında perspektifinin Avrupa Konseyi ile karşılaştırması yapıldığında kısmen farklı olduğu sonucuna varmıştır. Anahtar Kelimeler : Avrupa Konseyi, Kadınların İnsan Hakları, Rusya Federasyonu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Uluslararası Standartlara Uyum.; Achieving gender equality is an important problem that has existed from the past to the present and is not yet known whether it can be solved. Both national governments and the international community show that they are committed to tackling this problem, which continues to evolve in different areas of life. Although the problem of equality between women and men in society dates back to ancient times, this problem has become an important part of the global agenda thanks to the struggle of the international women's movement that rose in the twentieth century and the active work of the United Nations Organization (UN) immediately after its establishment. Since the establishment of the UN, the development of norms and standards for ensuring equality between women and men has become one of the important areas of international cooperation. On the basis of this cooperation, significant progress has been made in the legal regulation of gender equality. Most international standards on gender equality have been drafted and adopted by the UN. In addition to the UN, at the regional level, the Council of Europe has been committed to equality between women and men since its establishment and has played a significant role in the formulation and development of international standards in this field. As a result of the determined efforts of the international community, there are now an impressive number of international legal standards on gender equality. However, the issue of states' compliance with international gender equality standards remains a major topic of debate on both national and international agendas. From this point of view, the thesis sheds light on the gender equality standards of the Council of Europe and evaluates the harmonization process of the Russian Federation, which joined the Council of Europe as the 39th member in 1996, by revealing the state policy, changes in domestic legislation and observations in the practice of implementation in fulfilling its responsibilities. In line with this main objective, the thesis consists of three chapters in total. The main conclusion of the thesis is that full harmonization with international gender equality standards has not been achieved in the Russian Federation, which is a member of the Council of Europe until 2022. The thesis also concludes that the perspective of the Russian Federation on gender issues is partially different in comparison with the Council of Europe. Keywords : Council of Europe, Human Rights of Women, Russian Federation, Gender Equality, Compliance with International Standards.
</description>
<guid isPermaLink="false">http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/104011</guid>
</item>
<item>
<title>Yeni kamu işletmeciliği ve yönetişim ekseninde KOSGEB uygulamaları : Batı Akdeniz ve Denizli örnekleri = KOSGEB practices on the new public management and governance axis : Western Mediterranean and Denizli examples /</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/104007</link>
<description>Yeni kamu işletmeciliği ve yönetişim ekseninde KOSGEB uygulamaları : Batı Akdeniz ve Denizli örnekleri = KOSGEB practices on the new public management and governance axis : Western Mediterranean and Denizli examples /
1980'li yıllarda merkeziyetçi ve bürokratik yapıdaki geleneksel kamu yönetimi (GKY) anlayışı düşüşe geçmiş, özel sektör yönetim anlayışını önemseyen yeni kamu işletmeciliği (YKİ) anlayışı ise yükselişe geçmiştir. 2000'li yıllar ve sonrasında ise yönetişim olgusu yaygınlaşmaya başlamıştır. Dünyada her üç yönetim yaklaşımı da varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bazı ülkelerde GKY öne çıkarken, bazı ülkelerde ise YKİ ve yönetişim anlayışları daha baskın durumdadır. Tez çalışmasında, Türkiye'deki önemli kamu kurumlarından biri olan KOSGEB İdaresi Başkanlığı araştırma konusu yapılarak incelenmiştir. YKİ yaklaşımının yükseldiği yıllarda kurulan ve hizmet yerinden yönetim kuruluşu olan KOSGEB, ekonomik alanda KOBİ'lerin desteklenmesi misyonunu üstlenmiş bir kamu kurumu olarak incelenmeye değer bulunmuştur. Kurumun YKİ anlayışına ve yönetişim olgusuna uygunluğunun tespit edilmesi ve misyonuna katkı yapacak önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında literatür taraması yapılarak teorik ve uygulamalı gelişmeler irdelenmiştir. KOSGEB'in geleneksel kamu kurumlarından farklı kurumsal yapısı, faaliyetlerinin çeşitliliği ve yönetişim anlayışı ile kurduğu ilişkilerinin zenginliği dikkat çekicidir. Araştırmanın tezi; KOSGEB'in YKİ anlayışına ve yönetişim olgusuna uygun bir kamu kurumu olduğu, kurumsal yapısının ve uygulamalarının katılımcılıkla kurgulandığıdır. Araştırma alanı olarak Batı Akdeniz Bölgesinden Antalya, Isparta ve Burdur illeri ile Ege Bölgesinden Denizli ili seçilmiştir. Bu illerdeki iç ve dış paydaşlara yönelik iki farklı anket uygulaması yapılarak araştırma verileri elde edilmiştir. Kurum içi araştırmaya Ankara ilindeki kurum personellerinden de katılım sağlanmıştır. Araştırmaya 154 adet kurum personeli ve 374 adet dış paydaş katılım sağlamıştır. Veriler analiz edilmiş, bulgularda araştırmanın tezini doğrulayan sonuçlara ulaşılmıştır. KOSGEB'in genel olarak yeni kamu işletmeciliği anlayışına ve yönetişim olgusuna uygun bir kamu kurumu olduğu yargısına varılmış, iyileştirmeye açık yönleri olduğu değerlendirilmiştir.  Anahtar Kelimeler : Geleneksel Kamu Yönetimi, Yeni Kamu İşletmeciliği, Yönetişim,  Yerinden Yönetim, KOSGEB.; In the 1980s, the traditional public administration concept, characterized by a centralized and bureaucratic structure, began to decline, while the new public management concept, emphasizing private sector management principles, started to rise. In the 2000s and beyond, the concept of governance has become more widespread. All three management approaches continue to coexist in the world. While some countries emphasize traditional public administration, others have a stronger focus on new public management and governance concepts. In the thesis study, the Presidency of the Small and Medium Enterprises Development Organization (KOSGEB), one of the important public institutions in Turkey, was chosen as the research subject and examined. Established during the rise of the New Public Management approach, KOSGEB, as a service-oriented organization with a mission to support SMEs in the economic field, was deemed worthy of investigation as a public institution. The aim was to determine the compatibility of the institution with the New Public Management approach and the concept of governance, and to provide recommendations that would contribute to its mission. Within the scope of the study, a literature review was conducted to examine theoretical and applied developments. The distinctive institutional structure of KOSGEB compared to traditional public institutions, the diversity of its activities, and the richness of its relationships established through the governance approach are noteworthy. The thesis of the research is that KOSGEB is a public institution compatible with the New Public Management approach and the concept of governance, and that its institutional structure and practices are designed with inclusivity. The research area includes the provinces of Antalya, Isparta, and Burdur in the Western Mediterranean Region, as well as the province of Denizli in the Aegean Region. Two different surveys were conducted targeting internal and external stakeholders in these provinces to obtain research data. Internal research also included participation from institution personnel in Ankara. The research involved 154 institution personnel and 374 external stakeholders. The data was analyzed, leading to findings that confirmed the thesis of the research. It was concluded that KOSGEB is generally a public institution compatible with the principles of new public management and the concept of governance, although there are areas for improvement. Keywords : Traditional Public Administration, New Public Management, Governance, Decentralization, KOSGEB.; Tez (Doktora- PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, 2024.; Kaynakça var.; 1980'li yıllarda merkeziyetçi ve bürokratik yapıdaki geleneksel kamu yönetimi (GKY) anlayışı düşüşe geçmiş, özel sektör yönetim anlayışını önemseyen yeni kamu işletmeciliği (YKİ) anlayışı ise yükselişe geçmiştir. 2000'li yıllar ve sonrasında ise yönetişim olgusu yaygınlaşmaya başlamıştır. Dünyada her üç yönetim yaklaşımı da varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bazı ülkelerde GKY öne çıkarken, bazı ülkelerde ise YKİ ve yönetişim anlayışları daha baskın durumdadır. Tez çalışmasında, Türkiye'deki önemli kamu kurumlarından biri olan KOSGEB İdaresi Başkanlığı araştırma konusu yapılarak incelenmiştir. YKİ yaklaşımının yükseldiği yıllarda kurulan ve hizmet yerinden yönetim kuruluşu olan KOSGEB, ekonomik alanda KOBİ'lerin desteklenmesi misyonunu üstlenmiş bir kamu kurumu olarak incelenmeye değer bulunmuştur. Kurumun YKİ anlayışına ve yönetişim olgusuna uygunluğunun tespit edilmesi ve misyonuna katkı yapacak önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında literatür taraması yapılarak teorik ve uygulamalı gelişmeler irdelenmiştir. KOSGEB'in geleneksel kamu kurumlarından farklı kurumsal yapısı, faaliyetlerinin çeşitliliği ve yönetişim anlayışı ile kurduğu ilişkilerinin zenginliği dikkat çekicidir. Araştırmanın tezi; KOSGEB'in YKİ anlayışına ve yönetişim olgusuna uygun bir kamu kurumu olduğu, kurumsal yapısının ve uygulamalarının katılımcılıkla kurgulandığıdır. Araştırma alanı olarak Batı Akdeniz Bölgesinden Antalya, Isparta ve Burdur illeri ile Ege Bölgesinden Denizli ili seçilmiştir. Bu illerdeki iç ve dış paydaşlara yönelik iki farklı anket uygulaması yapılarak araştırma verileri elde edilmiştir. Kurum içi araştırmaya Ankara ilindeki kurum personellerinden de katılım sağlanmıştır. Araştırmaya 154 adet kurum personeli ve 374 adet dış paydaş katılım sağlamıştır. Veriler analiz edilmiş, bulgularda araştırmanın tezini doğrulayan sonuçlara ulaşılmıştır. KOSGEB'in genel olarak yeni kamu işletmeciliği anlayışına ve yönetişim olgusuna uygun bir kamu kurumu olduğu yargısına varılmış, iyileştirmeye açık yönleri olduğu değerlendirilmiştir.  Anahtar Kelimeler : Geleneksel Kamu Yönetimi, Yeni Kamu İşletmeciliği, Yönetişim,  Yerinden Yönetim, KOSGEB.; In the 1980s, the traditional public administration concept, characterized by a centralized and bureaucratic structure, began to decline, while the new public management concept, emphasizing private sector management principles, started to rise. In the 2000s and beyond, the concept of governance has become more widespread. All three management approaches continue to coexist in the world. While some countries emphasize traditional public administration, others have a stronger focus on new public management and governance concepts. In the thesis study, the Presidency of the Small and Medium Enterprises Development Organization (KOSGEB), one of the important public institutions in Turkey, was chosen as the research subject and examined. Established during the rise of the New Public Management approach, KOSGEB, as a service-oriented organization with a mission to support SMEs in the economic field, was deemed worthy of investigation as a public institution. The aim was to determine the compatibility of the institution with the New Public Management approach and the concept of governance, and to provide recommendations that would contribute to its mission. Within the scope of the study, a literature review was conducted to examine theoretical and applied developments. The distinctive institutional structure of KOSGEB compared to traditional public institutions, the diversity of its activities, and the richness of its relationships established through the governance approach are noteworthy. The thesis of the research is that KOSGEB is a public institution compatible with the New Public Management approach and the concept of governance, and that its institutional structure and practices are designed with inclusivity. The research area includes the provinces of Antalya, Isparta, and Burdur in the Western Mediterranean Region, as well as the province of Denizli in the Aegean Region. Two different surveys were conducted targeting internal and external stakeholders in these provinces to obtain research data. Internal research also included participation from institution personnel in Ankara. The research involved 154 institution personnel and 374 external stakeholders. The data was analyzed, leading to findings that confirmed the thesis of the research. It was concluded that KOSGEB is generally a public institution compatible with the principles of new public management and the concept of governance, although there are areas for improvement. Keywords : Traditional Public Administration, New Public Management, Governance, Decentralization, KOSGEB.
</description>
<guid isPermaLink="false">http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/104007</guid>
</item>
<item>
<title>İnsan odaklı akıllı kentleşme : Türkiye için bir çerçeve önerisi = People-centered smart urbanization : A framework proposal for Türkiye /</title>
<link>http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/104009</link>
<description>İnsan odaklı akıllı kentleşme : Türkiye için bir çerçeve önerisi = People-centered smart urbanization : A framework proposal for Türkiye /
2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisinin bir sonucu olarak kentlerde yaygınlaşan dijital teknoloji kullanımı gözetim ve mahremiyet başta olmak üzere söz konusu teknolojilerin insan haklarına etkisi bakımında tartışılmaya başlamasına neden olmuştur. Söz konusu tartışmalar, 2021 yılında BM tarafından başlatılan "İnsan Odaklı Akıllı Kentler Programı" akıllı kentlerde dijital hakların korunmasına dikkat çekmiştir. BM öncülüğünde başlatılan bu girişim, AB ve diğer uluslararası kuruluş ve koalisyonların bu yöndeki girişimlerini güçlendirmiştir. İnsan odaklı akıllı kentler en genel tanımıyla uluslararası insan hakları normlarının etik bir standart olarak kabul edilerek yerelde insan haklarının korunması ve geliştirilmesi başta olmak üzere akıllı kentlerde dijital haklara duyarlı bir kentleşme yaklaşımını ifade etmektedir. Günümüzde yer yönetimler, uluslararası insan hakları rejiminin dikey aktörlerinden biri olarak görülmekte ve sundukları hizmetler dikkate alınarak yerelde insan haklarının korunması konusunda sorumlu oldukları kabul edilmektedir. Bu açıdan 90'lı yılların sonundan itibaren insan hakları kenti yaklaşımı akıllı kentlerin gelişme seyriyle beraber insan odaklı akıllı kent yaklaşımına doğru genişlemiş ve dünyada birçok kent, akıllı kent stratejilerini bu yönde oluşturmaya başlamıştır. 2023 yılında ikinci ulusal akıllı kentler stratejisini yayınlayan Türkiye'nin de dünyadaki eğilimlere paralel olarak teknoloji odaklı bakış açısından toplumsal-etik boyutları da dikkate alan daha geniş perspektifli bir akıllı kentleşme anlayışını ön plana çıkardığı görülmektedir. Akıllı kentlerin etik boyutuna ilişkin sınırlı bir ulusal literatür olduğu göz önüne alındığında insan odaklı bir akıllı kentleşme için Türkiye'ye yönelik bir çerçeve önerisi sunmayı amaçlayan çalışmanın orta vadede hem ilgili literatüre hem de ulusal akıllı kentleşme stratejisine katkı sunması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler : Dijitalleşme, Akıllı Kent, İnsan Hakları, Dijital Haklar, Kentli Hakları, İnsan Hakları Kenti, İnsan Odaklı Akıllı Kentler.; The widespread use of digital technologies in cities following the Covid-19 pandemic, which gripped the world in 2020, has sparked discussions about their impact on human rights, particularly surveillance and privacy. These discussions highlighted the importance of protecting digital rights in smart cities, as emphasized by the UN's "People-Centered Smart Cities Program" launched in 2021. This UN-led initiative strengthened similar efforts by the EU and other international organizations. People-centered smart cities represent an approach to urbanization sensitive to digital rights. They prioritize protecting and promoting human rights at the local level by adopting international human rights norms as an ethical standard. Local governments are now seen as key actors in the international human rights regime, responsible for safeguarding these rights through their services. Consequently, the human rights city approach, evolving since the late 1990s, has broadened to encompass the people-centered smart city concept alongside the rise of smart cities. Turkey, unveiling its second national smart cities strategy in 2023, reflects this global trend by adopting a broader perspective on smart urbanization. This approach moves beyond a technology-focused lens to consider social and ethical dimensions. Given the limited national literature on the ethical aspects of smart cities, this study aims to propose a framework for people-centered smart urbanization in Turkey. It is expected to contribute to both the literature and the national smart city strategy in the medium term. Keywords : Digitalization, Smart City, Human Rights, Digital Rights, Citizens' Rights, Human Rights City, People-Centered Smart Cities.; Tez (Doktora- PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, 2024.; Kaynakça var.; 2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisinin bir sonucu olarak kentlerde yaygınlaşan dijital teknoloji kullanımı gözetim ve mahremiyet başta olmak üzere söz konusu teknolojilerin insan haklarına etkisi bakımında tartışılmaya başlamasına neden olmuştur. Söz konusu tartışmalar, 2021 yılında BM tarafından başlatılan "İnsan Odaklı Akıllı Kentler Programı" akıllı kentlerde dijital hakların korunmasına dikkat çekmiştir. BM öncülüğünde başlatılan bu girişim, AB ve diğer uluslararası kuruluş ve koalisyonların bu yöndeki girişimlerini güçlendirmiştir. İnsan odaklı akıllı kentler en genel tanımıyla uluslararası insan hakları normlarının etik bir standart olarak kabul edilerek yerelde insan haklarının korunması ve geliştirilmesi başta olmak üzere akıllı kentlerde dijital haklara duyarlı bir kentleşme yaklaşımını ifade etmektedir. Günümüzde yer yönetimler, uluslararası insan hakları rejiminin dikey aktörlerinden biri olarak görülmekte ve sundukları hizmetler dikkate alınarak yerelde insan haklarının korunması konusunda sorumlu oldukları kabul edilmektedir. Bu açıdan 90'lı yılların sonundan itibaren insan hakları kenti yaklaşımı akıllı kentlerin gelişme seyriyle beraber insan odaklı akıllı kent yaklaşımına doğru genişlemiş ve dünyada birçok kent, akıllı kent stratejilerini bu yönde oluşturmaya başlamıştır. 2023 yılında ikinci ulusal akıllı kentler stratejisini yayınlayan Türkiye'nin de dünyadaki eğilimlere paralel olarak teknoloji odaklı bakış açısından toplumsal-etik boyutları da dikkate alan daha geniş perspektifli bir akıllı kentleşme anlayışını ön plana çıkardığı görülmektedir. Akıllı kentlerin etik boyutuna ilişkin sınırlı bir ulusal literatür olduğu göz önüne alındığında insan odaklı bir akıllı kentleşme için Türkiye'ye yönelik bir çerçeve önerisi sunmayı amaçlayan çalışmanın orta vadede hem ilgili literatüre hem de ulusal akıllı kentleşme stratejisine katkı sunması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler : Dijitalleşme, Akıllı Kent, İnsan Hakları, Dijital Haklar, Kentli Hakları, İnsan Hakları Kenti, İnsan Odaklı Akıllı Kentler.; The widespread use of digital technologies in cities following the Covid-19 pandemic, which gripped the world in 2020, has sparked discussions about their impact on human rights, particularly surveillance and privacy. These discussions highlighted the importance of protecting digital rights in smart cities, as emphasized by the UN's "People-Centered Smart Cities Program" launched in 2021. This UN-led initiative strengthened similar efforts by the EU and other international organizations. People-centered smart cities represent an approach to urbanization sensitive to digital rights. They prioritize protecting and promoting human rights at the local level by adopting international human rights norms as an ethical standard. Local governments are now seen as key actors in the international human rights regime, responsible for safeguarding these rights through their services. Consequently, the human rights city approach, evolving since the late 1990s, has broadened to encompass the people-centered smart city concept alongside the rise of smart cities. Turkey, unveiling its second national smart cities strategy in 2023, reflects this global trend by adopting a broader perspective on smart urbanization. This approach moves beyond a technology-focused lens to consider social and ethical dimensions. Given the limited national literature on the ethical aspects of smart cities, this study aims to propose a framework for people-centered smart urbanization in Turkey. It is expected to contribute to both the literature and the national smart city strategy in the medium term. Keywords : Digitalization, Smart City, Human Rights, Digital Rights, Citizens' Rights, Human Rights City, People-Centered Smart Cities.
</description>
<guid isPermaLink="false">http://acikerisim.sdu.edu.tr/xmlui/handle/123456789/104009</guid>
</item>
</channel>
</rss>
