Plastikler hafif ve esnek olması, kolay işlenebilirliği, kullanım kolaylığı ve ekonomik olması gibi özellikleri ile hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkmaktadır. Doğada kolay parçalanamayan bu ürünler zamanla daha küçük boyutlu plastik parçalara ayrılır. Mikroplastikler boyutları 0,001-5 mm arasında değişen plastik parçacıklar olup doğaya karışan plastiklerin kimyasal yapılarının zamanla bozulmasıyla meydana gelir. Günlük hayatta bilinçli ya da bilinçsiz olarak birçok mikroplastik kaynağı ile karşı karşıya kalmaktayız. Tüketim ve kozmetik ürünleri, tekstil ürünleri, endüstriyel hammaddeler gibi hayatın her alanından mikroplastik kaynaklarıyla besin zincirine karışan mikroplastikler toprak, hava ve su yoluyla ekosisteme karışmakta ve besin zinciri ile canlıların dokularında birikmektedir. Tüm canlılar üzerinde potansiyel risk oluşturan mikroplastikler insanlarda kan, akciğer, karaciğer, böbrek, dalak, balgam, feçes, plasenta ve anne sütü gibi biyolojik numunelerde tespit edilmiştir. Bu doktora tez çalışmasında, infertilite tanısı nedeniyle yardımcı üreme teknikleri tedavisi alarak gebe kalan anneler ile herhangi bir tedavi almadan spontan gebe kalan annelerden alınan plasenta numuneleri üzerinde mikroplastik varlığının araştırılması ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli halk sağlığı patolojilerinden biri haline gelen infertilite, en az 12 ay süreyle korunmasız düzenli cinsel ilişkiye rağmen, gebeliğin sağlanamaması durumudur. Yapılan literatür incelemeleri kapsamında insanlara ait dokular üzerinde mikroplastik maruziyetinin infertiliteye olan etkisi ile ilgili henüz bir çalışma yapılmadığı saptanmıştır. Bu çalışmada, fertil gruplar ile infertil gruplardan elde edilen plasenta numunelerindeki mikroplastik varlığı Fourier Dönüşümlü Kızılötesi (FTIR) Spektroskopisi, Raman Spektroskopisi ile Taramalı Elektron Mikroskobisi (SEM) ve Enerji Dağılım Spektroskopisi (EDS) gibi ayırıcı yöntemler ile araştırılmıştır. Plasenta numunelerinde mikroplastik türevlerinden PE, PP, PS, PET ve PU tespit edilmiş olup, infertil grupta eser düzeyde daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu çalışma, insan plasenta numuneleri kullanılarak fertil ve infertil gruplarda mikroplastik varlığının karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. Ancak etik kurallar ve klinik uygulamalardaki güçlükler ve çalışmaya dahil olan gönüllü anne adaylarının yaşam standartları, beslenme alışkanlıkları ve plastik kullanımına yatkınlıkları gibi etkenler araştırmanın kısıtlılığını oluşturmaktadır. İleriki süreçlerde kapsamlı ve daha fazla sayıda örneklem ile araştırmaların yapılması, mikroplastiklerin üreme sağlığı, infertilite ve gebelik süreçleri üzerindeki etkilerinin netleştirilmesine olanak sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler : Mikroplastik, plasenta, üreme sağlığı, infertilite, yardımcı üreme teknikleri.
Plastics emerge in various aspects of our lives due to their characteristics such as being lightweight, flexible, easily processed, user-friendly, and economical. These products, which are not easily decomposed in nature, gradually break down into smaller plastic particles over time. Microplastics are plastic particles ranging in size from 0.001 to 5 mm, resulting from the degradation of plastics' chemical structures that mingle with nature. In our daily lives, consciously or unconsciously, we encounter numerous sources of microplastics. Microplastics, which mix with the food chain through sources such as consumption and cosmetic products, textile products, and industrial raw materials from all aspects of life, are introduced into ecosystems through soil, air, and water and accumulate in the tissues of living organisms through the food chain. Microplastics, posing potential risks to all living organisms, have been detected in biological samples such as blood, lungs, liver, kidneys, spleen, sputum, feces, placenta, and breast milk in humans. In this doctoral thesis, the presence of microplastics in placental samples obtained from mothers who became pregnant through assisted reproductive techniques due to infertility diagnosis is investigated and compared with those obtained from mothers who became pregnant spontaneously without any treatment. Infertility, which has become one of the significant public health pathologies in our country as well as globally, refers to the inability to achieve pregnancy despite unprotected regular sexual intercourse for at least 12 months. According to the literature review conducted, it has been found that no study has been conducted regarding the effect of microplastic exposure on human tissues on infertility. In this study, the presence of microplastics in placental samples obtained from fertile and infertile groups was investigated using discriminative methods such as Fourier Transform Infrared (FTIR) Spectroscopy, Raman Spectroscopy, Scanning Electron Microscopy (SEM), and Energy-Dispersive Spectroscopy (EDS). Microplastic derivatives such as PE, PP, PS, PET, and PU were detected in placental samples, with trace levels found to be slightly higher in the infertile group. This study is the first to compare the presence of microplastics in fertile and infertile groups using human placental samples. However, factors such as ethical considerations, difficulties in clinical practices, and the living standards, dietary habits, and susceptibility to plastic use of volunteer expectant mothers involved in the study restrict the research's scope. It is believed that conducting research with comprehensive and larger samples in future processes will clarify the effects of microplastics on reproductive health, infertility, and pregnancy processes. Keywords : Microplastic, placenta, reproductive health, infertility, assisted reproductive techniques.
Tez (Doktora-PhD) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı, 2024.
Kaynakça var.
Plastikler hafif ve esnek olması, kolay işlenebilirliği, kullanım kolaylığı ve ekonomik olması gibi özellikleri ile hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkmaktadır. Doğada kolay parçalanamayan bu ürünler zamanla daha küçük boyutlu plastik parçalara ayrılır. Mikroplastikler boyutları 0,001-5 mm arasında değişen plastik parçacıklar olup doğaya karışan plastiklerin kimyasal yapılarının zamanla bozulmasıyla meydana gelir. Günlük hayatta bilinçli ya da bilinçsiz olarak birçok mikroplastik kaynağı ile karşı karşıya kalmaktayız. Tüketim ve kozmetik ürünleri, tekstil ürünleri, endüstriyel hammaddeler gibi hayatın her alanından mikroplastik kaynaklarıyla besin zincirine karışan mikroplastikler toprak, hava ve su yoluyla ekosisteme karışmakta ve besin zinciri ile canlıların dokularında birikmektedir. Tüm canlılar üzerinde potansiyel risk oluşturan mikroplastikler insanlarda kan, akciğer, karaciğer, böbrek, dalak, balgam, feçes, plasenta ve anne sütü gibi biyolojik numunelerde tespit edilmiştir. Bu doktora tez çalışmasında, infertilite tanısı nedeniyle yardımcı üreme teknikleri tedavisi alarak gebe kalan anneler ile herhangi bir tedavi almadan spontan gebe kalan annelerden alınan plasenta numuneleri üzerinde mikroplastik varlığının araştırılması ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli halk sağlığı patolojilerinden biri haline gelen infertilite, en az 12 ay süreyle korunmasız düzenli cinsel ilişkiye rağmen, gebeliğin sağlanamaması durumudur. Yapılan literatür incelemeleri kapsamında insanlara ait dokular üzerinde mikroplastik maruziyetinin infertiliteye olan etkisi ile ilgili henüz bir çalışma yapılmadığı saptanmıştır. Bu çalışmada, fertil gruplar ile infertil gruplardan elde edilen plasenta numunelerindeki mikroplastik varlığı Fourier Dönüşümlü Kızılötesi (FTIR) Spektroskopisi, Raman Spektroskopisi ile Taramalı Elektron Mikroskobisi (SEM) ve Enerji Dağılım Spektroskopisi (EDS) gibi ayırıcı yöntemler ile araştırılmıştır. Plasenta numunelerinde mikroplastik türevlerinden PE, PP, PS, PET ve PU tespit edilmiş olup, infertil grupta eser düzeyde daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu çalışma, insan plasenta numuneleri kullanılarak fertil ve infertil gruplarda mikroplastik varlığının karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. Ancak etik kurallar ve klinik uygulamalardaki güçlükler ve çalışmaya dahil olan gönüllü anne adaylarının yaşam standartları, beslenme alışkanlıkları ve plastik kullanımına yatkınlıkları gibi etkenler araştırmanın kısıtlılığını oluşturmaktadır. İleriki süreçlerde kapsamlı ve daha fazla sayıda örneklem ile araştırmaların yapılması, mikroplastiklerin üreme sağlığı, infertilite ve gebelik süreçleri üzerindeki etkilerinin netleştirilmesine olanak sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler : Mikroplastik, plasenta, üreme sağlığı, infertilite, yardımcı üreme teknikleri.
Plastics emerge in various aspects of our lives due to their characteristics such as being lightweight, flexible, easily processed, user-friendly, and economical. These products, which are not easily decomposed in nature, gradually break down into smaller plastic particles over time. Microplastics are plastic particles ranging in size from 0.001 to 5 mm, resulting from the degradation of plastics' chemical structures that mingle with nature. In our daily lives, consciously or unconsciously, we encounter numerous sources of microplastics. Microplastics, which mix with the food chain through sources such as consumption and cosmetic products, textile products, and industrial raw materials from all aspects of life, are introduced into ecosystems through soil, air, and water and accumulate in the tissues of living organisms through the food chain. Microplastics, posing potential risks to all living organisms, have been detected in biological samples such as blood, lungs, liver, kidneys, spleen, sputum, feces, placenta, and breast milk in humans. In this doctoral thesis, the presence of microplastics in placental samples obtained from mothers who became pregnant through assisted reproductive techniques due to infertility diagnosis is investigated and compared with those obtained from mothers who became pregnant spontaneously without any treatment. Infertility, which has become one of the significant public health pathologies in our country as well as globally, refers to the inability to achieve pregnancy despite unprotected regular sexual intercourse for at least 12 months. According to the literature review conducted, it has been found that no study has been conducted regarding the effect of microplastic exposure on human tissues on infertility. In this study, the presence of microplastics in placental samples obtained from fertile and infertile groups was investigated using discriminative methods such as Fourier Transform Infrared (FTIR) Spectroscopy, Raman Spectroscopy, Scanning Electron Microscopy (SEM), and Energy-Dispersive Spectroscopy (EDS). Microplastic derivatives such as PE, PP, PS, PET, and PU were detected in placental samples, with trace levels found to be slightly higher in the infertile group. This study is the first to compare the presence of microplastics in fertile and infertile groups using human placental samples. However, factors such as ethical considerations, difficulties in clinical practices, and the living standards, dietary habits, and susceptibility to plastic use of volunteer expectant mothers involved in the study restrict the research's scope. It is believed that conducting research with comprehensive and larger samples in future processes will clarify the effects of microplastics on reproductive health, infertility, and pregnancy processes. Keywords : Microplastic, placenta, reproductive health, infertility, assisted reproductive techniques.