Gündelik hayattaki mekânsal ve toplumsal etkileşim biçimleri toplumsal cinsiyete dayalı mekânsal pratikleri ve ilişkileri şekillendirmede önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmanın amacı toplumsal cinsiyet ilişkilerinin inşası ile özel ve kamusal yaşam mekânları arasındaki bağlantıları tartışmaktır. Gündelik hayatın temel bir öğesi olan mekânın özel ve kamusal olarak ayrılmasının toplumsal ve mekânsal sonuçları irdelenmektedir. Öncelikle, toplumsal ve mekânsal olanın karşılıklı ilişkisinde gündelik hayat ve mekânsal etkileşim pratiklerinin önemi ele alınmaktadır. Ardından özel ve kamusal mekân ayrımının yarattığı cinsiyetlendirilmiş gündelik ilişkilere ve eşitsizliklere odaklanılmaktadır. Günümüzde kamusal mekânların sayısının giderek artmasına rağmen kadınların gündelik hayatları halen cinsiyetlendirilmiş mekânsal ilişkilere ve pratiklere bağlı olarak devam etmekte ve cinsiyetler arası karşılaşmalar sorun haline gelmektedir. Çalışmada öznelerin sıradan rutinlerinin ve etkileşim biçimlerinin ortak kamusal bir bilinç etrafında şekillenmesi ve kültürel mekânlarının birlikte yaşama olanak sağlayacak şekilde inşa edilmesiyle gündelik hayatın demokratikleşeceği iddia edilmektedir.
Spatial and social interaction patterns in everyday life have an important place in determining gender-based spatial practices and relations. The aim of this study is to discuss the construction of gender relations and the connections between private and public spaces. The study evaluates the social and spatial consequences of the division of space, which is a fundamental element of everyday life, into private and public. Firstly, the study analyses the importance of everyday life and spatial interaction practices in the interrelation of the social and the spatial. Then, the study focuses on the gendered daily relations and inequalities created by the distinction between private and public space. Today, despite the increasing number of public spaces, women’s everday lifes are still dependent on gendered spatial relations and practices, and encounters between genders are problematic. In this study, it is claimed that everyday life will be democratised by shaping the ordinary routines and interaction patterns of subjects around a common public consciousness and constructing cultural spaces in a way that enables coexistence.