Description:
<p><span id="docs-internal-guid-84cd3a95-7fff-6f77-c603-07cda71c6506"><span style="font-size: 12pt; font-family: "Times New Roman", serif; background-color: transparent; font-variant-numeric: normal; font-variant-east-asian: normal; font-variant-alternates: normal; font-variant-position: normal; vertical-align: baseline; white-space-collapse: preserve;">Sabah çalan alarmlar, araba ve korna sesleri, inşaattan gelen çekiç sesleri, klavyenin tuşlarının çıkarttığı sesler, kulaklıklardan dışarı taşan müzik sesleri, … Yirmi birinci yüzyılın hiç düşmeyen temposu, koşuşturmacası, karmaşası içinde; bazen bir anlık huzur için dahi olsa insanın ihtiyaç duyduğu o sessizlik… Peki, sessizlik her zaman bir ihtiyaç mıdır? Tartışan bir çiftten birinin diğerine ısrarla yönelttiği soru karşısında diğeri sessiz kaldığında; canla başla ders anlatan öğretmen sınıfa soru sorduğunda hiçbir öğrenciden ses çıkmadığında ya da bir yönetici çalışmalarını eleştiren ekibe siz ne önerirsiniz diye sorduğunda hiçbir cevap alamadığında sessizliğin bir ihtiyaç olduğu yine söylenebilir mi? Bu soru; Nasıl oluyor da sessizlik hem istenen hem de istenmeyen bir durum olabiliyor? Ses ile sessizlik arasındaki görünmez çizginin yeri her çağ, kültür, örgüt ve statüde aynı mı kalmaktadır? gibi bazı soruları da beraberinde getirmektedir. </span></span><br></p>