Description:
<p><span style="color: rgb(51, 51, 51); font-family: Quicksand, Georgia, "Times New Roman", Times, serif; font-size: 14px; text-align: justify;">Türk toplumu diğer toplumlar gibi dinamik yapısıyla sürekli değişim halindedir. Toplumda meydana gelen değişimler, pek çok yapı ve kurumun da değişimini tetiklemekte, bu yapıları meydana getiren zihinsel süreçler değişimi, değişim de zihinsel süreçleri şekillendirmektedir. Söz konusu değişim, gelişim/çözülme şeklinde kendini gösterebilmektedir. Toplumdaki uyum, bağdaşma, bütünlük, eşgüdüm gibi olumlu ilkelerinin yok olması anlamına gelen çözülme süreci, yabancılaşma kavramı ile nitelendirilebilmektedir. Yabancılaşma teoloji, felsefe, sosyoloji, psikoloji, tıp gibi pek çok bilim alanında kullanılan bir kavram olsa da sosyoloji disipliniyle ön plana çıkmıştır. Bu noktada özellikle Marx’ın toplumsal hayatın iktisadi kökenlerine dair yaptığı çözümlemelerinin önemli bir yeri vardır. Türk toplumuna dair yapılan analizlerde de yabancılaşma kavramının oldukça sık kullanıldığı görülmektedir. Toplumda yaşanan değişim süreçlerinin öncesinde veya sonrasında çeşitli sosyal kesimlerin ekonomik, etnik, ideolojik ve dinsel sebeplerle olumlu/olumsuz etkilenmeleri mümkündür. Özellikle bedeni ve iktisadi güçlerin birisinden ya da her ikisinden yoksun olan bireyler (kadınlar, yaşlılar, engelliler, mülteciler, yoksullar vd.) değişim süreçlerinden daha fazla etkilenmekte, zihinsel ve eylemsel süreçlerini yönetemez hale gelmektedirler. Çalışmada Türk toplumunda kadının içinde bulunduğu durum yabancılaşma kavramı çerçevesinde ele alınmış, Marx’ın teorisinden yola çıkarak kadının üretim etkinliğine, ürününe, toplumuna ve cinsine (türüne) yabancılaşma süreçleri değerlendirilmiştir. Modernitenin sunmuş olduğu yaşam biçiminin, geleneksel ve dini algıların biçimlendirdiği kadın anlayışı ile çatıştığı noktalar ve bunun kadın üzerindeki olumsuz sonuçları sorgulanmıştır.</span><br></p>