Majör Depresyonda Mizaç ve Karakter Özelliklerinin Çocukluk Çağı Travmaları Açısından Karşılaştırılması Amaç: Majör depresif bozukluk tanılı hastalarda mizaç ve karakter özellikleriyle çocukluk çağı travması arasındaki ilişkiyi sağlıklı bireyler ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve metod: DSM-5 kriterlerine majör depresif bozukluk tanısı konulan 62 hasta çalışmaya alınarak; 31'i çocukluk çağı travması olan ve 31'i çocukluk çağı travması olmayan olmak üzere iki gruba ayrıldı. 31 sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Bu kişilere Sosyodemografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Mizaç ve Karakter Envanteri, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği uygulanmıştır. Sonuçlar istatistiksel olarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: En yüksek bulunan travma tipi duygusal ihmal olmuştur. Bunu sırasıyla duygusal istismar, fiziksel ihmal, fiziksel istismar ve cinsel istismar izlemektedir. Travma grubunda travma olmayan gruba oranla depresyon başlangıç yaşı anlamlı olarak daha düşük ve psikiyatri servisinde yatış öyküsü anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. Duygusal ihmal puanı ile BDÖ puanı arasında anlamlı pozitif ilişki mevcuttur. Gruplar MKE puanları açısından değerlendirildiğinde; hasta gruplarında sağlıklı kontrollere göre zarardan kaçınma istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek; sebat etme, kendini yönetme ve işbirliği ise istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. Travma grubunda sağlıklı kontrollere göre yenilik arayışı, dürtüsellik ve kendini aşma istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek; kendini yönetme istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. Travma grubunda travma olmayan hasta grubuna göre toplam zarardan kaçınma, yabancılardan kaçınma ve kendini aşma istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek; kendini yönetme ve empati yapma istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. İntihar girişiminde bulunanlarda bulunmayanlara göre zarardan kaçınma anlamlı düzeyde yüksek bulunur iken; sebat etme ve kendini yönetme anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. İntihar girişimi sonrası yoğun bakımda takip olma öyküsü olanlarda olmayanlara göre zarardan kaçınma ve kendini aşma istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek bulunurken, sebat etme ve kendini yönetme istatistiksel açıdan anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Psikiyatri servisinde yatarak tedavi öyküsü olanlarda olmayanlara göre zarardan kaçınma ve kendini aşma istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek, kendi yönetme anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Korelasyon analizinde; toplam travma, duygusal istismar, duygusal ihmal, fiziksel istismar, fiziksel ihmal ve cinsel istismar puanları ile zarardan kaçınma istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişki gösterirken; kendini yönetme ve işbirliği yapma ile istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki gösterdiği bulunmuştur. Duygusal istismar, duygusal ihmal ve toplam travmanın sebat etme ile istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki gösterdiği belirlenmiştir. Toplam travma, fiziksel istismar, duygusal istismar ve fiziksel ihmalin kendini aşma ile istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişki gösterdiği saptanmıştır. Minimizasyon ile zarardan kaçınma arasında anlamlı derecede negatif ilişki olmakla birlikte ödül bağımlılığı, kendini yönetme ve işbirliği yapma ile anlamlı derecede pozitif ilişki bulunmuştur. Toplam travma puanı ile MKE alt grupları arasındaki korelasyon analizinde; toplam travma puanı ile dürtüsellik, beklenti endişesi, yabancılardan çekinme, çabuk yorulma, kendini kaybetme, kişilerarası özdeşim arasında anlamlı pozitif ilişki saptanırken; bağlanma, sorumluluk alma, amaçlılık, beceriklilik, kendini kabullenme, uyumlu ikincil mizaç, sosyal kabullenme, empati duyma, yardımseverlik ile istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki olduğu saptanmıştır. Regresyon analizinde; çocukluk çağı travması toplam şiddetini kendini yönetme, bağlanma, sorumluluk alma, beceriklilik, uyumlu ikincil mizaç ve empati duymanın öngördüğü bulunmuştur. Duygusal ihmal, fiziksel istismar ve cinsel istismarın kendini yönetme ve sorumluluk almayı; duygusal ihmalin becerikliliği ve uyumlu ikincil mizacı; duygusal istismarın empati duymayı; fiziksel istismarın bağlanmayı öngördüğü saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda nedensel ilişki belirgin olmasa da majör depresyon hastalarında travmanın alt gruplarıyla kişilik boyutları arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Mizaç- karakter özellikleri ve çocukluk çağı travma öyküsü majör depresyonun seyri ve tedavi planı konusunda klinisyeni yönlendirmesi açısından önemlidir. Her bir travma tipi ve kişilik özelliklerinin ele alınırken ayrı ayrı değerlendirilmesi ve araştırılması majör depresyon hastalarının altta yatan psikopatolojilerin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Medikal tedavinin yanında kişilik özellikleri ve travmaya yönelik psikoterapötik müdahaleler hastalığın tedavi sürecini olumlu yönde etkileyebileceğini düşünüyoruz. Literatüre göre, majör depresyon bozuklukları ve sağlıklı gönüllülerden oluşan bir örneklemde kişilik boyutları ile çocukluk çağı travması tipleri arasındaki ilişkiyi karşılaştıran bir çalışma yapılmamıştır. Çalışmamız bu bağlamda bugüne kadar yapılan ilk çalışmadır. Daha büyük örneklemler ile benzer popülasyonlarda daha ileri çalışmaların yapılması gerektiği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler : Çocukluk Çağı Travması, Mizaç Karakter Envanteri, Majör Depresif Bozukluk.
Temperament and Character traits in patients with major depression disorder in the context of childhood trauma Aim: It was aimed to investigate to temperament-character traits in patients with Major Depressive Disorder and relation of these traits with childhood trauma compared to healthy controls. Materials and methods: 62 cases diagnosed with Major Depressive Disorder according to DSM-V-TR criteria were taken and divided into two groups, 31 cases with and 31 cases without childhood trauma. 31 healthy volunteers without childhood trauma were taken as control group. Sociodemographic and clinical data form, Beck Depression Scale, Beck Anxiety Scale, Temperament and Character Inventory, Childhood Trauma Scale were administered to these subjects. The results were evaluated statistically in p<0.05 significance level. Results: Emotional neglect was found the highest type of trauma. This was followed by emotional abuse, physical neglect, physical abuse, and sexual abuse. The age of onset of depression was significantly lower and the hospitalization was significantly higher in the trauma group than non-trauma group. There was a significant positive correlation between emotional neglect score and BDI score. In comparison of the mean scores of TCI; the study revealed that harm avoidance were statistically significantly higher; persistence, self-directedness and cooperativeness were lower statistically significantly in the both patient groups than the control group. Novelty seeking, impulsiveness and self-transcendence were statistically significantly higher; self-directedness were lower statistically significantly in the childhood trauma positive group than control group. Harm avoidance, shyness with strangers and self-transcendence were statistically significantly higher; self-directedness and empathy were statistically significantly lower in the childhood trauma positive group than childhood trauma negative group. Significantly higher scores for harm avoidance; lower scores persistence and self-directedness were found between patients with, and without, suicidal attempts. Significantly higher scores for harm avoidance and self-transcendence; lower scores persistence and self-directedness were found between patients with, and without, intensive care unit follow-up after suicidal intervention. Significantly higher scores for harm avoidance and self-transcendence; lower scores self-directedness were found between patients with, and without, hospitalized. In correlation analysis; a positive relation was detected between total childhood trauma, emotional abuse, emotional neglect, physical neglect, physical abuse and sexual abuse scores with harm avoidance; a negative relation was detected between total childhood trauma, emotional abuse, emotional neglect, physical neglect, physical abuse and sexual abuse scores with self-directedness and cooperativeness. A negative relation was detected between total childhood trauma, emotional abuse, emotional neglect scores with persistence. A positive relation was detected between total childhood trauma, physical abuse, emotional abuse, physical neglect scores with self-transcendense. A negative relation was detected between minimization score with harm avoidance.A positive relation was detected between minimization score with reward dependence, self-directedness, cooperativeness. In correlation analysis of total childhood trauma and subscales of TCI; a positive relation with impulsiveness, fear of uncertainty, shyness with strangers, fatigability, self-forgetfulness and transpersonal identification; a negative raltion with attachment, responsibility, purposefulness, resourcefulness, congruent second nature, social acceptance, empathy and helpfulness. Regression analyses showed that self-directedness, responsibility, resourcefulness, congruent second nature, attechment and empathy were statistically significant predictors of total childhood trauma score. Emotional neglect, pshysical abuse and sexual abuse were statistically significant predictors of self-directedness with responsibility. Emotional neglect was statistically significant predictors of resourcefulness and congruent second nature. Physical abuse was statistically significant predictors of attachment. Discussion and Conclusions: In this study, both temperament and character are related to trauma types, although the causal relationship is not evident. Temperament- character traits and childhood trauma history are important in terms of guiding the clinician on the course of major depression and treatment plan. The particular evaluation and investigation of each trauma sort and personality characteristic is important as it is a guide for understanding of the underlying psychopathologies of major depression patients. We suppose that, beside medical treatment the application of psychotherapeutic interventions for trauma and personality traits may contribute the progresss of the illness positively. According to the literature data there have not been a study which compare the relationship between personality dimenions and chilhood trauma type in a sample consist of major depression disorders and healthy volunteer. Our study is the first study carried out within this context up to now. Further studies should be more comprehensive in similar populations with larger samples. Keywords : Childhood Trauma, Temperament Character Inventory, Major Depressive Disorder.
Tez (Tıpta Uzmanlık) - Süleyman Demirel Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, 2017.
Kaynakça var.
Majör Depresyonda Mizaç ve Karakter Özelliklerinin Çocukluk Çağı Travmaları Açısından Karşılaştırılması Amaç: Majör depresif bozukluk tanılı hastalarda mizaç ve karakter özellikleriyle çocukluk çağı travması arasındaki ilişkiyi sağlıklı bireyler ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve metod: DSM-5 kriterlerine majör depresif bozukluk tanısı konulan 62 hasta çalışmaya alınarak; 31'i çocukluk çağı travması olan ve 31'i çocukluk çağı travması olmayan olmak üzere iki gruba ayrıldı. 31 sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Bu kişilere Sosyodemografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Mizaç ve Karakter Envanteri, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği uygulanmıştır. Sonuçlar istatistiksel olarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: En yüksek bulunan travma tipi duygusal ihmal olmuştur. Bunu sırasıyla duygusal istismar, fiziksel ihmal, fiziksel istismar ve cinsel istismar izlemektedir. Travma grubunda travma olmayan gruba oranla depresyon başlangıç yaşı anlamlı olarak daha düşük ve psikiyatri servisinde yatış öyküsü anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. Duygusal ihmal puanı ile BDÖ puanı arasında anlamlı pozitif ilişki mevcuttur. Gruplar MKE puanları açısından değerlendirildiğinde; hasta gruplarında sağlıklı kontrollere göre zarardan kaçınma istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek; sebat etme, kendini yönetme ve işbirliği ise istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. Travma grubunda sağlıklı kontrollere göre yenilik arayışı, dürtüsellik ve kendini aşma istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek; kendini yönetme istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. Travma grubunda travma olmayan hasta grubuna göre toplam zarardan kaçınma, yabancılardan kaçınma ve kendini aşma istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek; kendini yönetme ve empati yapma istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. İntihar girişiminde bulunanlarda bulunmayanlara göre zarardan kaçınma anlamlı düzeyde yüksek bulunur iken; sebat etme ve kendini yönetme anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. İntihar girişimi sonrası yoğun bakımda takip olma öyküsü olanlarda olmayanlara göre zarardan kaçınma ve kendini aşma istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek bulunurken, sebat etme ve kendini yönetme istatistiksel açıdan anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Psikiyatri servisinde yatarak tedavi öyküsü olanlarda olmayanlara göre zarardan kaçınma ve kendini aşma istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek, kendi yönetme anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Korelasyon analizinde; toplam travma, duygusal istismar, duygusal ihmal, fiziksel istismar, fiziksel ihmal ve cinsel istismar puanları ile zarardan kaçınma istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişki gösterirken; kendini yönetme ve işbirliği yapma ile istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki gösterdiği bulunmuştur. Duygusal istismar, duygusal ihmal ve toplam travmanın sebat etme ile istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki gösterdiği belirlenmiştir. Toplam travma, fiziksel istismar, duygusal istismar ve fiziksel ihmalin kendini aşma ile istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişki gösterdiği saptanmıştır. Minimizasyon ile zarardan kaçınma arasında anlamlı derecede negatif ilişki olmakla birlikte ödül bağımlılığı, kendini yönetme ve işbirliği yapma ile anlamlı derecede pozitif ilişki bulunmuştur. Toplam travma puanı ile MKE alt grupları arasındaki korelasyon analizinde; toplam travma puanı ile dürtüsellik, beklenti endişesi, yabancılardan çekinme, çabuk yorulma, kendini kaybetme, kişilerarası özdeşim arasında anlamlı pozitif ilişki saptanırken; bağlanma, sorumluluk alma, amaçlılık, beceriklilik, kendini kabullenme, uyumlu ikincil mizaç, sosyal kabullenme, empati duyma, yardımseverlik ile istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki olduğu saptanmıştır. Regresyon analizinde; çocukluk çağı travması toplam şiddetini kendini yönetme, bağlanma, sorumluluk alma, beceriklilik, uyumlu ikincil mizaç ve empati duymanın öngördüğü bulunmuştur. Duygusal ihmal, fiziksel istismar ve cinsel istismarın kendini yönetme ve sorumluluk almayı; duygusal ihmalin becerikliliği ve uyumlu ikincil mizacı; duygusal istismarın empati duymayı; fiziksel istismarın bağlanmayı öngördüğü saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda nedensel ilişki belirgin olmasa da majör depresyon hastalarında travmanın alt gruplarıyla kişilik boyutları arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Mizaç- karakter özellikleri ve çocukluk çağı travma öyküsü majör depresyonun seyri ve tedavi planı konusunda klinisyeni yönlendirmesi açısından önemlidir. Her bir travma tipi ve kişilik özelliklerinin ele alınırken ayrı ayrı değerlendirilmesi ve araştırılması majör depresyon hastalarının altta yatan psikopatolojilerin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Medikal tedavinin yanında kişilik özellikleri ve travmaya yönelik psikoterapötik müdahaleler hastalığın tedavi sürecini olumlu yönde etkileyebileceğini düşünüyoruz. Literatüre göre, majör depresyon bozuklukları ve sağlıklı gönüllülerden oluşan bir örneklemde kişilik boyutları ile çocukluk çağı travması tipleri arasındaki ilişkiyi karşılaştıran bir çalışma yapılmamıştır. Çalışmamız bu bağlamda bugüne kadar yapılan ilk çalışmadır. Daha büyük örneklemler ile benzer popülasyonlarda daha ileri çalışmaların yapılması gerektiği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler : Çocukluk Çağı Travması, Mizaç Karakter Envanteri, Majör Depresif Bozukluk.
Temperament and Character traits in patients with major depression disorder in the context of childhood trauma Aim: It was aimed to investigate to temperament-character traits in patients with Major Depressive Disorder and relation of these traits with childhood trauma compared to healthy controls. Materials and methods: 62 cases diagnosed with Major Depressive Disorder according to DSM-V-TR criteria were taken and divided into two groups, 31 cases with and 31 cases without childhood trauma. 31 healthy volunteers without childhood trauma were taken as control group. Sociodemographic and clinical data form, Beck Depression Scale, Beck Anxiety Scale, Temperament and Character Inventory, Childhood Trauma Scale were administered to these subjects. The results were evaluated statistically in p<0.05 significance level. Results: Emotional neglect was found the highest type of trauma. This was followed by emotional abuse, physical neglect, physical abuse, and sexual abuse. The age of onset of depression was significantly lower and the hospitalization was significantly higher in the trauma group than non-trauma group. There was a significant positive correlation between emotional neglect score and BDI score. In comparison of the mean scores of TCI; the study revealed that harm avoidance were statistically significantly higher; persistence, self-directedness and cooperativeness were lower statistically significantly in the both patient groups than the control group. Novelty seeking, impulsiveness and self-transcendence were statistically significantly higher; self-directedness were lower statistically significantly in the childhood trauma positive group than control group. Harm avoidance, shyness with strangers and self-transcendence were statistically significantly higher; self-directedness and empathy were statistically significantly lower in the childhood trauma positive group than childhood trauma negative group. Significantly higher scores for harm avoidance; lower scores persistence and self-directedness were found between patients with, and without, suicidal attempts. Significantly higher scores for harm avoidance and self-transcendence; lower scores persistence and self-directedness were found between patients with, and without, intensive care unit follow-up after suicidal intervention. Significantly higher scores for harm avoidance and self-transcendence; lower scores self-directedness were found between patients with, and without, hospitalized. In correlation analysis; a positive relation was detected between total childhood trauma, emotional abuse, emotional neglect, physical neglect, physical abuse and sexual abuse scores with harm avoidance; a negative relation was detected between total childhood trauma, emotional abuse, emotional neglect, physical neglect, physical abuse and sexual abuse scores with self-directedness and cooperativeness. A negative relation was detected between total childhood trauma, emotional abuse, emotional neglect scores with persistence. A positive relation was detected between total childhood trauma, physical abuse, emotional abuse, physical neglect scores with self-transcendense. A negative relation was detected between minimization score with harm avoidance.A positive relation was detected between minimization score with reward dependence, self-directedness, cooperativeness. In correlation analysis of total childhood trauma and subscales of TCI; a positive relation with impulsiveness, fear of uncertainty, shyness with strangers, fatigability, self-forgetfulness and transpersonal identification; a negative raltion with attachment, responsibility, purposefulness, resourcefulness, congruent second nature, social acceptance, empathy and helpfulness. Regression analyses showed that self-directedness, responsibility, resourcefulness, congruent second nature, attechment and empathy were statistically significant predictors of total childhood trauma score. Emotional neglect, pshysical abuse and sexual abuse were statistically significant predictors of self-directedness with responsibility. Emotional neglect was statistically significant predictors of resourcefulness and congruent second nature. Physical abuse was statistically significant predictors of attachment. Discussion and Conclusions: In this study, both temperament and character are related to trauma types, although the causal relationship is not evident. Temperament- character traits and childhood trauma history are important in terms of guiding the clinician on the course of major depression and treatment plan. The particular evaluation and investigation of each trauma sort and personality characteristic is important as it is a guide for understanding of the underlying psychopathologies of major depression patients. We suppose that, beside medical treatment the application of psychotherapeutic interventions for trauma and personality traits may contribute the progresss of the illness positively. According to the literature data there have not been a study which compare the relationship between personality dimenions and chilhood trauma type in a sample consist of major depression disorders and healthy volunteer. Our study is the first study carried out within this context up to now. Further studies should be more comprehensive in similar populations with larger samples. Keywords : Childhood Trauma, Temperament Character Inventory, Major Depressive Disorder.