Description:
<p><span id="tc_1" class="t s6_1" style="transform-origin: left bottom; z-index: 2; position: absolute; overflow: visible; line-height: 1.5; left: 130px; bottom: 973px;"><font face="Cambria-Italic_3v"><span style="font-size: 15px; letter-spacing: 0.1px; word-spacing: 2.2px; white-space: pre;">Kentler, ilk ortaya çıkışından itibaren şekilsel olarak değişiklik göstermişlerdir. Bu değişiklik kentlerdeyaşayan insanların doğayla uyumunda da bazı değişmelere yol açmıştır. İnsanların yapay olarakoluşturduğu bir yerleşme sistemi olan kentler, çevresiyle uyum içerisinde olduğu sürece içinde barındırdığıcanlılar için yaşanabilir olarak kalacaktır. Kent araştırmaları pek çok bilim dalının inceleme alanına girdiğigibi coğrafyanın da inceleme alanlarından biridir. Kentler kuruluş yeri seçimi, fonksiyonel özellikleriaçısından geçmişte değerlendirilirken, kentlerde ortaya çıkan problemlerin çözülememesi kentlerin başkayollarla incelenmesi gerektiğini yakın zamanda göstermiştir. Bunlardan birisi olan kentsel ekoloji yaklaşımı;yeni ortaya çıkan veya var olan kentlerin yeni gelişen alanlarının planlanmasında çevresel özellikleri dedikkate alan ve sürdürülebilirliği, ekonomik kalkınmayla birleştiren yöntem ve uygulamalarıdesteklemektedir. Kentsel ekoloji araştırmaları, nedenler ve sonuçları, mekanla ilişkilendiren yöntemibenimsemesi açısından şehir coğrafyası araştırmalarına yakındır. ‘Kent’ kavramı yeniyi temsil etmekteyken‘şehir’ kavramı eskiyi temsil etmektedir. Anlam bakımından her ikisi de günümüzde mekânı karşılamaktadır.Bu araştırmada iki kavram birbiri yerine kullanılmıştır.Kentler çoğu zaman medeniyetler, devletler, imparatorluklarla birlikte anılmaktadır (Uzak DoğuKentleri, Osmanlı Kentleri, Antik Yunan Kentleri vb.). Böyle anılmasındaki neden, toplulukların kültürelögelerini mimariye yansıtma isteğidir. Kentsel ekoloji bu yönüyle kültürel ekolojinin içerisinde yeralmaktadır. İnsan topluluklarının çevreyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda ve atalarından öğrendikleri gibikullanıp çevreyi şekillendirmesi veya değiştirmesi, bir başka deyişle ekosistemle kültürün birleşmesi, kültürelekolojiyi oluşturmaktadır. Roma kentleri de kentsel ekoloji yaklaşımıyla incelenmeye değer bir konudur.Tarih, siyaset, mimari gibi pek çok açıdan değerlendirilen Roma kentlerinin kentsel ekoloji yaklaşımıyladeğerlendirilmediği görülmüştür. Literatürdeki bu boşluktan yola çıkarak, hazırlanan bu araştırmanınamacı, Roma kentlerinin merkezdeki ve taşradaki durumları üzerinden, kentlerin çevreyle olan ilişkileriniortaya koymaktır. Bu amaca yönelik olarak sorulan sorulardan; Roma kentlerinde, mekânsal kullanımdakisorunlar nelerdir? Merkezdeki kentlerin ve taşra kentlerin yönetimlerinin buldukları çözümler, kentselekoloji perspektifine uyuyor mu? Bunlardan bazılarıdır. Araştırmada kullanılan yöntem, literatürtaramasıdır. Konuyla ilgili yapılmış araştırmaları gözden geçirerek özetlemeyle yapılan bu yöntem, mevcutyayınlardaki içeriğin problemle bağlantısına göre yeniden yorumlanmasıdır.Kentsel ekoloji yaklaşımıyla ele alınan Roma kentleri konusunda, yapılan literatür taramasıyla bazıbulgular elde edilmiştir. Bunlardan birisi, Roma’da meydana gelen nüfus artışının tekerlekli araç trafiğiniarttırması ve Julius Caesar’ın iktidara geçmesiyle Roma’nın merkezini gündüzleri tekerlekli araçlarıntrafiğine kapatmasıdır. Bulgulardan diğeri ise ızgara planlı Roma kentlerine ait düzeninin asıl görüldüğüyerlerin, koloni ve taşra kentlerinin olmasıdır. Bu kentlerde, Roma İmparatorluğu’nun merkezinde yer alankentlerin aksine yayalar için geniş kaldırımların bulunduğu ifade edilir. Taşra kentleri, kendi ihtiyaçlarınıkarşılayan yerleşmeler olarak karşımıza çıkarken, merkezi kentlerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak bir yanaönemli alt yapı sorunlarının neden olduğu salgın hastalıklarla dönem dönem mücadele ettiği tespitedilmiştir. Buradan yola çıkarak Roma’nın küçük taşra kentleri ve koloni kentleri, kentsel ekoloji yönündenbakıldığında merkezi kentlere göre çevreyle daha uyumlu olduğu görülmektedir. Roma döneminde salgınhastalıkların taşra kentlerde daha az yaşanması, su ve kanalizasyon sisteminin merkezi kentlere göre iyidurumda olması insan unsurunu göz önünde bulunduran bir sistem yürüttüklerini göstermektedir. Bütünbunlar dikkate alındığında, önümüzdeki süreçte, saha çalışması içeren, Roma dönemi merkezi ya da taşra1619kentlerinden birer örnek alınarak, bu kentlerin kentsel ekoloji yaklaşımıyla incelenmesi başka biraraştırmanın konusunu oluşturabilir.</span></font><br></span></p>