Description:
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Arial",sans-serif">Kantaesthesis kavramını Yunanca aslına algılamak anlamına geri taşır ve bu kavramıinsanın evren ve bilme karşısında temel konumunu belirleyen bir kavram olarakkullanır. İnsan sadece duyusal olarakgözlemleyebildiğinden insanın bilgisini edinebileceği her şey ancak algısınaaçık olan şeylerdir. Bununla beraber duyusal algıyla gelen bilgi Kantdüşüncesinde doğru olmayan bir bilgidir. Kant Saf Aklın Eleştirisinde insanındünyaya gelirken zaman ve mekanı a priori bilgi olarak kendisi ile birliktegetirdiğini, insanın kendi dışında zaman ve mekan olmadığını söyler.Duyarlılığımız bütün dış olayları, mekân içinde, bütün iç olayları zaman içindealgılayacak tarzda gelişmiştir. Bu zaman ve mekân, içinde deneylerimizin yeraldığı önceden tespit olunmuş çerçevelerdir. <span style="background:yellow;mso-highlight:yellow">Zaman ve mekân (duyusal bir gözlemlemenin nesnesi olarak insan algısına açıkdolayısıyla bilinebilir olan) fenomenlere birliğini veren formdur.</span> Kant’ınanlayışında zaman ardışıklık boyutuna sahiptir, eşzamanlılık ise uzayın birniteliğidir yani uzay zamana tabidir. Bizim algımıza açık olan zaman ardışıklıkniteliği gösterir. Eşzamanlılık ilkesi, yani zaman yoluyla uzaydaki yan yanaoluş ancak sezilebilir. Kant düşüncesinde zaman, uzayın öncel bir şartı olan veuzayla birlikte duyusal görüyü olanaklı kılan bir iç duyumdur. Buna göre,zamanın insanın dışında kendi başına varlığı söz konusu değildir, bu durum onundeneyimi (ve dolayısıyla hatırlamayı) olanaklı kılana a priori bir form olduğunu gösterir: <o:p></o:p></span></p><p></p><p class="MsoNormal"><span style="font-size:10.0pt;font-family:"Arial",sans-serif">Maleviç’inKantçı sistemi eleştirisi bu noktada, insan aklının bilme kapasitesini duyusal algısı ile sınırlandırdığı yerdebaşlar. Onun süprematizmi, nesnelerin “görünümünü” dikkate almayan bir araçolarak temelde bu sınırları aşma çabası nedeni ile üstün, transendental birsanat üretimi sunar ve “Saf duyum” ilkesine dayanır. Kant’ın duyum veya sezgikavrayışından farklı olarak Maleviç duyum (<i>oshchushchenie</i>)kavramı ile maddi bir fenomeni, altbilinçle kavranan bir fenomeni, bilinceulaşmayacak kadar ince bir algı biçimini kastetmiştir. Bu sözcüğünkonvansiyonel anlamı ile<span class="cokahve"> algılarıoluşturan, doğrudan doğruya verilmiş gereç ya da</span> dış <span class="cokahve">çevrenin insanın duyu örgenleri üzerindekietkisinin yalın sonucu</span> veya duyu organlarının verilerine göreedinilen bir izlenim değildir. O bilincin denetiminden ayrı olarak altbilincingeliştirdiği bir oluşum, kurduğu bir bağlantı ve verdiği tepki olarakdüşünülebilir. Daha ziyade altbilincin dolayımsız, dış uyaranın ve bilincinmüdahalesi olmadan, kendisinden elde ettiği bir veridir. Maleviç saf duyumyoluyla Kant’ın duyularımıza, yani bilmemize açık tek gerçeklik olarak gördüğüyer-merkezli uzam algısından ötesine geçilebileceğini, eğitilmiş ve sınırlarıkaldırılmış bir akılla zamanın asli dört boyutlu varlığının algılanabileceğinisavunur. Uspenskiy’in, yermerkezli geometriyi değilleyen projektif geometridentüretilen metageometri sistemine dayandırdığı savlarından ve Kantçı düşüncedenfarklı bir biçimde zaman ve hareketi birbirinden ayıran anlayışından hareketetmiştir. Uspenskiy’in algılarımıza sunuldukları şekilde değil, ardıllıkyanılsamasından soyutlanmış olarak, bilincimizle bilindikleri şekilde, kozmikgerçeklikte, dördüncü boyutta oldukları halleriyle görebileceğimiz savındanyola çıkarak “dördüncü boyutta gerçeklikler” olarak sunduğu süprematistresimlerini gerçekleştirir. Bu resimlerin ortaya koyduğu algıladığımız uzayınonun bir parçasını oluşturduğu ve algıladığımızdan daha yüksek bir uzayınbilgisine insan aklı ve saf duyum yoluyla ulaşılabileceğidir. Böyleliklesüprematism Kant’ın bilmeye koyduğu sınırları aşma girişimi olarakdeğerlendirilebilir. <o:p></o:p></span></p>