Description:
<p>Tarih boyunca “kadın”a yüklenen rollerin, görevlerin ve ödevlerin belirleyicisi</p><p>toplumsal ve kültürel mitler olmuştur. Kadın çoğunlukla ev ve aile hayatını</p><p>düzene koyma, aile bireyleri arasındaki ilişki ve dinamikleri kontrol etme,</p><p>dengeleme, ailenin temel yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilmesi için gerekli</p><p>olan yemek-temizlik yapma gibi işlerden sorumlu tutulmuştur. Yaşam ve hareket</p><p>alanı olarak çizilen bu dar alanda kadına adeta yardımcı karakter rolü biçilmiştir.</p><p>Özellikle Fransız İhtilali ve ardından küreselleşme ile zaman içerisinde –</p><p>istisnalar bulunmakla birlikte – değişen kültürel yapı birçok toplumda “kadın”a</p><p>bakışı ve ondan beklenenleri değiştirmiştir. Ancak iş hayatında “kadın” hak ettiği</p><p>yeri ve değeri henüz tam anlamıyla elde edememiştir.</p><p>Çalışma hayatındaki varlığı erkeğe göre daha geç kabul görmeye başlanan</p><p>kadınlar için çok uygun olduğu “hem evine” “hem çocuklarına” yeterince vakit</p><p>ayırabileceği, nispeten iş hayatının “olası tehlikelerinden” korunabileceği</p><p>düşünülen ender mesleklerden biri de “öğretmenlik”tir. Kadına biçilen</p><p>toplumsal rolleri özetleyen ve destekleyen “bak kızım öğretmen olursan dersin</p><p>bitince evine gelirsin, evin işini yapacak, yemeğini yetiştirecek, çocuklarınla ve</p><p>eşinle ilgilenecek vaktin olur… Hem hafta sonu tatili var, yarıyıl tatili var, yazın</p><p>üç ay tatil var…” gibi söylemlerle bu mesleğe yönlendirilen kadınların sayısının</p><p>hiç de az olmadığı olasılıklar dâhilindedir. (Önemli bir düzeltme yaz tatili</p><p>herkesin sandığı gibi üç ay değil iki ay sürmektedir.) Her kadının “anne” olma</p><p>zorunluluğu varmışçasına, kadınlıkla annelik özdeşleştirildiğinden çocuğun</p><p>doğumundan itibaren çocuk yetiştirmeye ve çocuklara bir şeyler öğretmeye</p><p>yönelik sorumlulukların büyük çoğunluğunu sevgi ve şefkatle yerine getiren</p><p>kadının; çocuğun aileden sonra hayatı öğrendiği kurum olan okulda da bu</p><p>görevini aynı titizlikle ve beceriyle gerçekleştireceğine dair şüphe</p><p>duymadığından olsa gerek, diğer birçok meslek grubunda kadına mesafeli</p><p>yaklaşan toplum, öğretmenliği kadına pek bir yakıştırmaktadır. Öyle ki</p><p>Türkiye’de öğretmen kadınların iyi birer gelin adayı olacağını düşünen anneler,</p><p>içinde bulunduğumuz yirmi birinci yüzyılda dahi oğullarına “öğretmen eş”</p><p>75</p><p>kendilerine de “öğretmen gelin” bulmak adına okulların kapısını</p><p>aşındırmaktadır.</p><p>Peki, dışarıdan bakıldığında bir kadın için çok cazip ve uygun görülen</p><p>öğretmenlik mesleği, işin içine girildiğinde de aynı cazibeyi taşımakta mıdır?</p><p>Kadın öğretmenin iş hayatı, toplumsal yaşantıları ve aile hayatı yukarıda ifade</p><p>edildiği ve toplum tarafından tasarlandığı ideallikte midir? Kadın öğretmenlerin</p><p>isteği tüm meslek hayatlarını öğretmen olarak sürdürmek midir? Okul yöneticisi</p><p>olmak isteyen kadın öğretmenlerin önünde ne tür engeller bulunmaktadır?</p>